Prof. Dr. Necmettin Erbakan liderliğindeki Refahyol hükümetinin 28 Şubat postmodern darbesiyle yıkılmasının ardından gelen hükümetler, ülkeyi adeta faizci ve rantiyenin kucağına teslim ettiler.Darbenin ardından en büyük yıkım ekonomide yaşandı. Üst üste bankalar battı, üretim durdu, IMF'den yüksek faizle borçlanıldı ve sonuç olarak millete 330 milyar liralık bir fatura kaldı.
Türkiye'nin siyasi tarihine bir kara leke olarak geçen 28 Şubat süreci en büyük darbeyi ülke ekonomisine vurdu. Refahyol Hükümetinin ilk kez uyguladığı ve halk arasında 'havuz sistemi' olarak bilinen kamu tek hesabı, faiz sarmalındaki ülke ekonomisine can simidi olmuştu. Devletin kendi eliyle soyulmasının önüne geçilmesi için uygulanan Havuz Sistemi sayesinde faizler kısa sürede yüzde 140'lı seviyelerden yüzde 70'lere inmişti. Bütçedeki faiz giderlerinin önemli ölçüde önüne geçildiği için 1997 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk denk bütçenin hazırlanmasına vesile olmuştu.
Rantiyenin muslukları kesilmişti
Ne olduysa bundan sonra oldu. Yerli ve yabancı sermayenin faiz musluklarının kapatılması ve rantiyeye akan bu kaynakların yatırıma, üretime aktarılması bu kesimin büyük tepkisini çekti. Suni olarak başlatılan 'Rejim elden gidiyor' kavgasının arkasında da rantiyenin ülkeyi artık faiz yoluyla sömüremeyecekleri algısı yatıyordu.
Erbakan hükümeti sonrası 22 banka battı
Refahyol Hükümeti'nden sonra kurulan hükümetler döneminde ülke büyük bir bankacılık soygununa şahit oldu. 1998-2003 yılları arasında tam 22 banka battı. Bankaların batma sebebi topladıkları mevduatı yasal sınırların dışına çıkarak kendi grup şirketlerine kredi olarak kullandırmalarıydı. Başta İmar Bankası, Pamukbank, Toprakbank ve Egebank olmak üzere bat(ırıl)an bankalar, TMSF'ye devredildi. Batık kredilerin Hazine'ye yükü ağırdı: 47 milyar dolar. Eski Cumhurbaşkanı Demirel'in yeğeni Murat Demirel, Egebank'ı, 'Teşekkül oluşturup sistemli ve planlı olarak 1 milyar 200 milyon dolar zarara uğrattığı' iddiasıyla yargılandı. TMSF Başkanı Ahmet Ertürk, o dönemki tabloyu şöyle özetledi: "Politikacı-bankacı, politikacı-işadamı gibi kurulan karanlık ilişkiler sistemin çökmesine ve arkasında milyonlarca dolarlık enkaz bırakmasına sebep oldu."
En büyük borç AKP döneminde yapıldı
9 yıldır iktidarda bulunan ve ekonomideki iyimser rakamlara rağmen AKP Hükümeti döneminde Türkiye'nin iç ve dış borç yükü 500 milyar dolara dayanırken, faiz giderleri de bütçedeki önemini koruyor. Faizler tekli rakamlara düşmesine rağmen Türkiye hala yatırımlara, rantiyeye ayrılan kaynağın yarısını bile ayıramıyor. 2011 bütçesinde faizler için 47,5 milyar lira ödenek ayrılırken, yatırım kalemlerine 21,7 milyar lira ayırabilmiştir.
Üretime yeterli kaynak ayrılmıyor
Bütçeden üretime yeterli kaynak ayrılamadığı için de ülkenin temel sorunu olan işsizliğe bir türlü çözüm bulunamıyor. 2001 krizi öncesinde yüzde 5-7 seviyelerinde olan resmi işsizlik göstergeleri, krizle birlikte çift hanelere çıktı. 2002 Kasım ayında iktidara gelen AKP döneminde de işsizlerin sayısı ekonomide çizilen pembe tablolara rağmen düşmediği gibi artmaya devam etti. 2009 Ocak ayında Türkiye resmi işsizlik göstergelerinde yüzde 15,5 ile rekor kırdı. İş arama umudunu kaybedenler işsiz olarak görülmediği için ülkedeki gerçek işsizlerin oranı zaten yüzde 20'lerin altına hiçbir zaman inmedi.
...ve fatura millete: 330 milyar lira
28 Şubat sürecinin 14'üncü yılında ekonomik faturası hesaplanacak olursa, sadece bütçedeki faiz ödememeleri baz alındığında bile karşımıza korkunç bir rakam çıkıyor. Refahyol Hükümeti döneminde uygulanan havuz sistemi ile faizler yarı yarıya düşürülmüştü. Bu yapı bozulmayıp bu şekilde devam etseydi Türkiye'nin sadece faiz ödemelerinden kazancı 330 milyar lira olacaktı.
En büyük darbe ekonomiye yapıldı
28 Şubat sürecinin ekonomiye etkisi incelendiğinde, ülkeyi büyük bir kaosa sürükleyen bu sürecin en büyük darbeyi de ekonomiye vurduğu görülecektir. 27 Şubat 1997 yılında yapılan MGK toplantısının ardından oluşturulmaya çalışılan kaos ortamı ekonomideki etkisini hemen göstermişti. Refahyol Hükümeti'nin Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez uygulamaya koyduğu denk bütçe hedefleri 1997 Mart ayı itibariyle bozulmaya başlamıştı. Türkiye'nin zaten bu tarihten sonra iki yakası bir daha bir araya gelmedi. Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizinin temelleri de atılmaya başlandı.
Üretim durdu, IMF soydu
Öte yandan 2001 krizi ile birlikte Türkiye bir daha üretim ekonomisine geçemedi. Geçmiş yıllarda yaşanan krizler ve ardından IMF ile yapılan stand-by anlaşmaları belli bir dönem üretim ve yatırımların önüne set çekse de ülke bir şekilde üretim ekonomisine de geçmesini bilmişti. Ancak 2001 krizi bu açıdan da bir dönüm noktası olmuştur. Zaten bu tarihten sonra ülkenin borç, faiz sarmalı katlanarak büyüdü.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Sadettin İnan / Türkiye
Etiketler:



