Domuz eti kasaplarda serbest olunca... Yemedim diyen bilmiyordur, hepsini yedik!

Domuz etinin Türk Gıda Kodeksi'ne göre kasaplık et statüsüne sokulması ve domuz çiftliklerine banka kredisi verilmesinden sonra korkulan oldu... Domuz ve ürünleri artık herkesin uğrak yeri olan marketlerin kasap reyonlarında yerini aldı. Bazı süpermarketlerin et reyonlarında domuz eti hiç çekinilmeden satılmaya başlandı. Dr. Ayşe Ebrar, "Ben domuz eti yemedim diyen bir büyük domuz götürmüştür" dedi.

AKP Hükümeti tarafından Avrupa Birliği uğruna domuz etini Türk Gıda Kodeksi'ne göre kasaplık et statüsüne sokması ve domuz çiftliklerine banka kredisi vermesinden sonra korkulan oldu... Domuz ve ürünleri artık herkesin uğrak yeri olan marketlerin kasap reyonlarında yerini aldı. Bazı süpermarketlerin et reyonlarında domuz eti hiç çekinilmeden satılmaya başlandı. "Ben zomuz eti yemedim diyen bir büyük domuz götürmüştür" diyen Dr. Ayşe Ebrar, ürküten domuz gerçeğini şöyle açıkladı: "Artık ‘neyin içinde var, neyin içinde yok’, net olarak bilmek neredeyse imkânsız..."

domuz-salami.jpg?r=8de188040128dfb4ff8bf941b4e10dbe

RAFLAR DOMUZ DOLU! HEPSİNİ YEDİRDİLER...

Türkiye 'de domuz eti satışının serbest olması ve üretiminin kredilerle teşvik edilmesinin acı sonucu ortaya çıkıyor. "Gıda sektörü bütün ahlaksızlığıyla, her gün bizim ve çocuklarımızın sağlığını tehdit ediyor" diyen Dr. Ayşe Ebrar, "Biliyorsunuz, hazır yoğurtlarda, hazır dondurmalarda, pastanelerde, jölelerde, kremalarda, market ürünlerinin bir çoğunda “kıvam artırıcılar” adıyla domuz mamülleri kullanılıyor. Artık ‘neyin içinde var, neyin içinde yok’, net olarak bilmek neredeyse imkânsız. Haliyle bunları kullanan adamlara “kullanıyor musunuz” diye sorup, doğru yanıt vereceklerine güvenmek de mümkün değil. Tadı bozuk, kendi bozuk olmasına rağmen; uzun süre hiç ekşimeyen, çürümeyen, küflenmeyen, kıvamından dahi bir şey kaybetmeyen yiyeceklerimiz var artık." şeklinde konuştu.

Domuz etinin millete "yutturulmasını" Dr. Ayşe Ebrar şöyle anlatıyor:

"Peki, bu nasıl oluyor?

Cevap: Kıvam artırıcılar, katkı maddeleri…

Nedir onlar diye sorsak, “E” ile başlayan anlamayacağımız ve nereden/nasıl elde edildikleri bilinmeyen sayılar işitiyoruz.

Jelatin (E441) çok değerli bir protein.. Gıda sektöründe yaygın şekilde kullanılıyor. Jelâtinin takriben % 99’u, Müslüman olmayan ülkeler tarafından üretilmekte.

Uluslararası kuruluşlar katkı maddesine bir numara veriyor. Avrupa Birliği’nde bu E kodu ile yapılıyor. Biz de de aynı kodlama geçerli.

JELÂTİN NEDİR?

Jelâtin memelilerin dokularında, hususiyetle kasları kemiklere bağlayan yerlerde ve derilerde bulunan kollajenden çıkartılan bir proteindir. Kollajen su ile kaynatıldığında jelâtin olarak bilinen, suda çözülür proteine dönüşür. Soğutulduğunda, çözelti kollajene dönüşmez; fakat jel hâline gelir. Jelâtin başta domuz, sığır ve çok az olarak da balık gibi hayvanların deri, kemik ve bağ dokularının kaynatılması ile üretilir. Bu madde, güçlü şekil alma kabiliyeti, şeffaf jel oluşturması, esnek film hâline gelmesi, hazmının kolay olması, sıcak suda eriyebilmesi ve kolayca şekil alması gibi hususiyetleri sebebiyle gıda üretiminde pek çok sahada kullanılmaktadır.

Günümüzde jelâtin üretiminde genelde domuz ve helâl tarzda kesilmemiş sığır derisi kullanılmaktadır. Gıda üretiminde kullanılan jelâtinin hammadde kaynağı ise domuz derisidir. Elde edilme safhasında ekstraksiyon öncesi, ön işlemlerin kısa sürede tamamlanması ve oluşan atık suyun asgari seviyede olması, domuz derisinin kullanılmasını cazip kılmaktadır. Ayrıca domuz derisinden jelâtinin elde edilmesi, bir hayli ucuzdur. Yılda 380.000 ton kadar üretilen jelâtinin 150.000 tona yakını Müslümanlar tarafından tüketilmektedir.

Dünya piyasalarında kilogram fiyatı takriben 4–6 dolar olduğu düşünülürse, Türkiye jelâtin için 20 milyon dolar kadar harcama yapmaktadır. Kaynağı sebebiyle büyük tartışmalara sebep olan ve şüpheyle yaklaşılan jelatini Türkiye’de 2011’den beri iki yerli firma da üretmeye başladı. Fakat ihtiyacı tam karşılayamıyor.

Gıda üreticilerinin çoğu ucuz diye mahiyeti meçhul ithal jelatini kullanıyor. Oysa menşeinin ciddi bir şekilde araştırılması gereken bu katkı maddesinin hemen hemen her alanda yaygın bir şekilde kullanılması, inanan insanlar için son derece endişe vericidir.

JELATİNSİZ ÜRÜN NEREDEYSE YOK..!

Bir nevi protein olması sebebiyle jelâtin üreticileri, jelâtinin günlük hayatın her safhasında kullanılabilmesi için yoğun gayret göstermiştir. Menşeinin ciddi bir şekilde araştırılması gereken bu katkı maddesinin hemen hemen her alanda yaygın bir şekilde kullanılması, inanan insanlar için son derece endişe vericidir.

Ürünlerde jelleştirme, koyulaştırma, sırlama ve kapsülleme maddesi olarak, jelâtin yaygın bir kullanım sahasına sahiptir: Pek çok pasta ürününde, yoğurtta, dondurmacılıkta, eritilmiş peynir ve kaşar üretiminde, margarinde, salam, sucuk sosis, jambon gibi et ürünlerinde, şekerlemelerde, reçel, marmelat, helva, pekmez ve tahin gibi gıdalarda, fındık ve fıstık ezmelerinde, meyve sularında, sakızlarda, ilâç endüstrisinde, kapsül, film ve tablet yapımında, kan verme ürünlerinde, krem, losyon, şampuan, parfüm gibi cilt ve kozmetik ürünlerinde, hayvan yemlerinde, fotoğrafçılıkta ve karbonlu kağıt yapımında jelâtin kullanılmaktadır.

"İnsan, yediklerine bir baksın." (Abese suresi/24) Dinimizce haram olan domuz soframıza katkı maddesi olarak giriyor. Domuzdan elde edilen katkı ürünleri ve gıdalar gün geçtikçe daha çok miktarlarda tüketilen bu katkı maddeleri, beslenmeyle ilgili kalp hastalıkları, allerjik astım ve ürtiker gibi çeşitli hastalıkların gelişimine yol açıyor.

DOMUZ YAĞI KATKILI GIDA MADDELERİ ULUSLARARASI (E) KODLARI..

E -100, E -102, E – 103, E -110, E-111, E -120, E • 123, E-124, E -125, E -126, E – 127, E -128, E -140, E-141, E-142, E -152, E -153, E -210, E -213, E- 214, E -226, E -234, E -252, E -270, E -280, E -325, E -326, E •327, E -334, E -335, E -336, E -337, E -420, E -430, E -431, E -432, E -433, E-434 E -436, E-442, E -470, E -471, E -472, E •473, E -474, E -475, E -476, E -477, E -478, E -480, E -481, E -482, E -483, E -488, E -489, E -491, E -492, E -493, E -495, E -542, E -550, E -570, E -572, E -591, E -631, E -632, E -633, E -635 E -904...

CAN BOĞAZDAN ÇIKIYOR (GIDA TERÖRÜ)

Türkiye’de “hiç yemedim” diyen, bir büyük domuz götürmüştür. Pediatri profesörü bir hocamın sözüydü bu. Mamüllerinde domuz ürünü kullandığını tespit ettiği pastaneleri, gıda işletmelerini, dava açıp kapattıran da o hocamdı. Dini hassasiyetleri olmadığını söylemesine rağmen, domuz konusunda çoğu müslümandan daha fazla hassasiyet göstermesinin sebebini sormuştuk, anlatmıştı uzun uzun…

Gıda sektörü bütün ahlaksızlığıyla, her gün bizim ve çocuklarımızın bedenine tecavüz ediyor. Biliyorsunuz, hazır yoğurtlarda, hazır dondurmalarda, pastanelerde, jölelerde, kremalarda, market ürünlerinin bir çoğunda “kıvam artırıcılar” adıyla domuz mamulleri kullanılıyor. Artık ‘neyin içinde var, neyin içinde yok’, net olarak bilmek neredeyse imkânsız. Haliyle bunları kullanan adamlara “kullanıyor musunuz” diye sorup, doğru yanıt vereceklerine güvenmek de mümkün değil. Tadı bozuk, kendi bozuk olmasına rağmen; uzun süre hiç ekşimeyen, çürümeyen, küflenmeyen, kıvamından dahi bir şey kaybetmeyen yiyeceklerimiz var artık. Peki, bu nasıl oluyor? Cevap: Kıvam artırıcılar, katkı maddeleri… Nedir onlar diye sorsak, “E” ile başlayan anlamayacağımız ve nereden/nasıl elde edildikleri bilinmeyen sayılar işitiyoruz.

İnsan yiyip içtikleriyle, büyür, yaşar, inşa olur. Yiyeceklerimizin sıhhati, bizim hem beden hem de ruh sıhhatimizin belirleyicilerindendir. Yaratılanlar içinde, bize helal olanların sayısını bir düşünün. Milyonlarca çeşit helal nimetin yanında, tek domuzun haram kılınmasının sebebini hiç merak ettiniz mi? Pislik içinde yaşadığı için gibi açıklamaları mutlaka duymuşsunuzdur, köyde bulunmuşluğunuz varsa, yediğimiz birçok hayvanın bir şekilde kendi pisliğine bulaşarak yaşadığını bilirsiniz.

Peki, diğer hayvanlar değil de domuz neden haram? Kardeşlerim, domuz genetik olarak insana en yakın hayvandır. Organ nakli tartışmalarında, domuzdan alınan kalp kapakçıklarının insana nakledilebildiğini de duymuşsunuzdur. Bu genetik yakınlık sebebiyle tıp alanında domuzlar üzerinde çok araştırma yapılıyor. İmmun hastalıkların, otoimmun hastalıkların (Multipl Skleroz, Romatoid Artrit, Behçet, Lupus, Sjögren, Ankilozan Spondilit vs.) ve kanserlerin en önemli sebeplerinden biri yiyip içtiğimiz ürünler. Bu tür hastalıklar batı toplumunun hastalıklarıdır. Bizde görülme oranları eskiden çok düşüktü, artık her geçen gün artıyor. Vücudumuz kendinden olmayan, maddelere karşı antikor üretir. Domuz kaynaklı yağlara, proteinlere karşı da üretiyor, ancak genetik yapımızın benzerliği sebebiyle, ürettiğimiz antikorlar domuzla bizim hücrelerimizi karıştırıyor ve kendi bedenimize saldırmaya başlıyor. Sonuç: Otoimmun hastalık. Başka bir mekanizmayla da bu ürünler, genetik yapımızda değişikliklere neden olarak, kanserlere sebep oluyor.

Domuzun etkisi sadece bedene değil, haramlara karşı hassasiyetini kaybetmenin neticesinde ruhumuz da hastalanıyor. “İnsan eliyle yeryüzünde düzen bozuldu” sözünü hatırlayın, biz bu bozgunu önce çocuklarımızın bedeninde, ruhunda yapıyoruz. Bu tür hazır gıdalardan uzaklaşılmadığı sürece, yoğurdumuzu, pastamızı, dondurmamızı kendimiz yapmadığımız sürece de bu bozgun ve tecavüz, kendi rızamızla devam edecek. Bozulmayan yoğurttan, akıcı kıvamda duran, buzlanmayan dondurmadan, İslami usullere göre hazırlanmayan şarküteri ürünlerinden ve böyle örneklerden Allah rızası için uzak durmak takvadandır. Çocuklarımızın canı bize emanet ve imtihanken onları bu gıdalardan korumak her ailenin vazifesidir. Kolayımıza geldiğinden araştırmadığımız hatta bile bile yediğimiz haramlardan ne varsa, emanete ihanet demek…

Çocuklarımız derken, bahsetmek istediğim bir konu da obezite. Hastaneye sürekli kilolarından ötürü koşamayan, hareket edemeyen, rahat nefes alamayan, 10-11 yaşında olmasına rağmen 90 yaşında birinin kalbine, damarlarına sahip, kalp krizi geçiren çocuklar geliyor. Hepimizi kahrediyor bu durum. Allah’ın yeryüzündeki halifeleri olsunlar diye, her biri ‘bir cihan parçası’ olarak yaratılan, bize emanet edilen çocuklarımızı 10 yılda bu hale getiren nedir? ‘Abur cubur’ diye sevimli bir kelimeyle andığımız bu gıdalarda ne var ki, çocuklarımız bu hale düşüyor? Çikolataların çikolata olmadığını biliyor muydunuz? İçeriklerini bir okuyun lütfen, hemen hepsinin kakao oranı %15-20i geçmiyor, kalan %80 lerini ne idüğü belirsiz çerçöp oluşturuyor.

Şekerli vanilin diye bildiğimiz pasta malzemeleri, vanilyalı ürünlerin hemen hepsi, bisküviler, dondurmalar, kremalar hani… Vanilya değil. Bizim vücudumuz doğal olarak morfin benzeri bir madde salgılar, yaşamın devamı için gereklidir bu madde. Vanilin denen madde ise bizim vücudumuzda üretilen bu maddenin reseptörlerine bağlanarak, morfin benzeri etki oluşturuyor. Bir düşünün, her gün yemeden duramadığınız hazır gıdalar var mı? Bırakamadığınız? Bilin ki kalorisi çok yüksek olan o sağlıksız gıdalara siz ve çocuklarınız, uyuşturucu bağımlıları gibi bağımlısınız.

Kola gibi gazlı içecekler, fastfood sektörünün en büyük silahı. Yemeğin yanında gazlı bir içecek içerseniz, gazla dolduğu için mideniz hızlı boşalır, tokluk hissi oluşmaz, doyduğunuzu fark etmezsiniz, ne kadar yediğinizi anlamazsınız. Yanında kolayla sunulan o menülerin içerdiği katkı maddeleri, kullanılan yağlar da fastfood bağımlılığınızı başlatır. Aradan 2-3 saat geçmeden, tekrar acıkır, bir hamburger-kola menüsü daha almak isteği taşırsınız. Sonuçta sizi ve çocuğunuzu bu gıdalara bağımlı yaparlar. Evde bir çorba kaynatacak, köfte yoğurup, pişirecek vakti olmayan kadınlar da sistemin gönüllü anneleri olarak kullanılır.

Çocuklar üzerinden yürütülen bu gıda terörü, sizi ve çocuklarınızı obez yapar. Sonra sistem şişmanlar için kıyafetler hazırlatır, satar. Hemen ardından size “çok şişman” olduğunuzu söyleyip, diyet yapmayı önerir, diyet sektörünü harekete geçirir. Yağsız, tuzsuz, lezzetsiz, sağlıksız diyet ürünlerini fahiş fiyatla evinize sokar. Ne oldukları belirsiz bu ürünlerin çoğu kilo vermenizden ziyade, kişisel olarak azap çekmeniz içindir. Diyet kitaplarını, spor aletlerini, zayıflama haplarını da almanız gerekir. Tabi arada, obeziteden, diyabetten, kanserden ölmezseniz, paranızın son damlasına kadar sizi sömürürler.

Ne olur, evinize bu ürünleri sokmayın, çocuklarınıza yedirmeyin. ev yapımı tariflere başvurun, çocuklarınızı seviyorsanız, onlar için alternatifleri sizler üretin ki başkaları onların canına-ruhuna tecavüz etmesin, sağlıklarına kastetmesin. Marketlerdekilerde gözleri kalmasın istiyorsanız, evinizde kendi ellerinizle yapın. İçinde margarin kullanılmamış, katkı maddesi görmemiş, ev kurabiyesi, bütün bisküvilerden, çikolatalardan sağlıklıdır. GDO lu gıdalardan uzak durun, genetiğiyle oynanmış her ürün bir bozgundur. Her zaman kaçınmak ne ölçüde mümkün olur, bu bizlere bağlı ama unutmayalım “sakınanlar ancak korunanlardır.”

Hastanede kim “kanser” kelimesini duysa korkuyor ama asıl olarak obezite bu çağın en büyük hastalığı. Doktorlar olarak kanserlerin birçoğunu tedavi edebiliyoruz, birçok hastalığın iyileşme imkânı var bugün. Ama obezite karşısında çaresiziz. İrade insana verilmiş en büyük nimet, iradenizi devredışı bırakmalarına izin vermeyin. Bağımlılık ve sarhoşluk yapan her şey sıhhatinize zararlıdır. Bilinçli ve duyarlı bir insan bu oyuna gelmez kardeşim. Peygamberimizin sünnetini hatırlayalım, sahabenin sofralarına bakalım. Doymadan kalkmak, midemizin üçte birinin su, üçte birinin hava, üçte birinin yemek için olduğunu hatırlayalım. Helal dairesi bize yeterlidir. Allah’a emanet olun."

"Domuz Reyonda" haberi için tıklayın

Ekli Dosyalar

22 Kasım 2017 - Helal Hayat


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

20

Abdullah - Bilgiler çok yararlı.Yazıyı okuduktan sonra resmi her gördüğümde adeta domuş yemiş gibi kendimi hisediyorum.Bu yazının uzun süre kalmasında yarar yar.Ancak et resmi pek hoş durmuyor.

Yanıtla . 4Beğen 24 Kasım 16:04
19

Abdullah - Allah aşkına bunu et resmini ekrandan kaldrırın.Gördükçe midem bulanıyor.

Yanıtla . 2Beğen 24 Kasım 15:43
17

Doğruluk - Bu haber ile ne yapmaya çalıştığınız anlamak hiç zor değil .Ama yanlış haber yapıyorsunuz. Türkiye de domuz etinin satışının serbest olması bu hükümetin , hele hele Recep Tayyip ERDOĞAN' IN eseri değil lütfen bunu bu şekilde yansıtmayın. İnananların sesi olan bu gazeteye böyle bir hususu yakıştıramadım.

Yanıtla . 0Beğen 24 Kasım 10:52
14

Cemil Aşikkutlu - Haber iyi ama sunumu hatalı ve saygısızca. "Ben domuz eti yemedim diyen bir büyük domuz götürmüştür." sözü çok çirkin.

Yanıtla . 6Beğen 23 Kasım 14:09
18

Necati - @Cemil Aşikkutlu 14 nolu yoruma cevabı: Hiçde çirkın değil.Et yiyenler mutlaka yemiştır.

Yanıtla . 1Beğen 24 Kasım 13:44
15

Hadi Mudi - @Cemil Aşikkutlu 14 nolu yoruma cevabı: Ama aci gercek bu. Sigara, dis macunu. yumasak sekerler, elma su vesayre, hep Domuz dan olusan madeler icere biliyor. Kendimiz üretmedigimiz müddetce yemedik deyemeyiz. Rabbim afetsin bizleri.

Yanıtla . 5Beğen 23 Kasım 18:55
13

Hakan - Moldovadan 500 Ton Domuz Eti İthal Ediyoruz

Yanıtla . 4Beğen 23 Kasım 08:14
12

Esen Gul - NE NAMAZI NEDE KURANI BUN,LAR YAHUDI LOBILERINE HIZMET ETMEK ICIN YARATILMIS.ULKENIN GELDIGI DURUM BUNU GOSTERIYOR.

Yanıtla . 8Beğen 23 Kasım 02:39
11

Feride Çoruh - Bu hayvanın Türk gıda sektörün de serbest bırakılması yeni bir olay değil ki, neden böyle gösterilmek isteniyor. Lütfen Milli gazeteye yakıştıramadım. Ben senelerce Refah partisin de çalıştım, parti propagandaların da hatta zamanın hükümetlerini bu konu da eleştiriyorduk. Ne yapmaya çalışîyorsunuz anlaya bilmiş değilim.

Yanıtla . 1Beğen 23 Kasım 02:33
16

Doğrucu - @Feride Çoruh 11 nolu yoruma cevabı: Yeni bir olay değil derken ne demek istiyorsun. TÜRK GIDA KODEKSİ ÇİĞ KIRMIZI ET VE HAZIRLANMIŞ KIRMIZI ET KARIŞIMLARI TEBLİĞİ

(TEBLİĞ NO: 2006/31) no' lu yasa bak bakalım ne zaman çıkmış?

Yanıtla . 6Beğen 23 Kasım 20:22
09

Bir Müslüman - cumhurbaşkanım da kuran okusun namaz kılsın ama islam milletine en büyük darbeyi vursun bu ne perhiz bu ne lahana turşusu yazıklar olsun

Yanıtla . 14Beğen 23 Kasım 00:55
08

Ilhan - Bu kadar rahat satilmasi kimin eseri acaba? Dindar millet (!) Akp yi seçti akp de serbest birakti! Yani senin desteginle piyasalarda!!!

Yanıtla . 12Beğen 23 Kasım 00:06
07

Alibaba - lafa gelınce mangalda kül bırakmayan akp nın pislikleri okadar alenı olmaya başladı kı,ama hala kafası kuma gömülü olan zavallılar var,adam istanbula ıhanet ettık dıyor kendısı yalamalar hemen karşı tarafa sallamaya başlıyor,dolarları satanlar inşallah BIR DAHA BUNLARIN AKLINA UYMAZ,hanı dolarlar tedavülden kalkacaktı ya,umre turlarına bakın yıne dolar üzerinden tarıfeler,esadla da kankı olma günlerı de yakın,benden soylemesı

Yanıtla . 12Beğen 22 Kasım 22:16
06

Zzz - Neden hazır gıdalar da katkı maddelerinin şüpheli olanları ülkede kullanılıyor

Helal sertifikalı ürünler neden yaygınlaşmıyor

Ne yersek o oluruz.Durum vahim.

Yanıtla . 3Beğen 22 Kasım 21:04
05

Abdurrezzak - tayyip bey bildiğim kadarıyla siz de de domuz haram..

Yanıtla . 6Beğen 22 Kasım 20:14
04

Abdurrezzak - Tayyip bey NERDESİN..

Yanıtla . 6Beğen 22 Kasım 20:14
03

Helal Lokma - Maalesef ne idarecilerin çoğunun ne de vatandaşların çoğunun böyle bir derdi yok gibi. Lafa gelince mangalda kül bırakmayan sözüm ona hocalarımız ülkemin müslüman vatandaşları. Helal lokma olmayınca gerisini siz düşünün.

Yanıtla . 4Beğen 22 Kasım 20:13
02

Ömer - Bu Akp'nşn hangi akla hizmet ettiğinin kanıtıdır

Yanıtla . 6Beğen 22 Kasım 19:37
01

Adnan - Dindar geçinen bir iktidarın,domuzu kasaplık et yaparak ve piyasaları denetlemeyerek nasıl domuz yedirdiğinin kanıtı.Allah bizi böyle riyakar siyasetçilerden korusun.

Yanıtla . 49Beğen 22 Kasım 12:56
Anket Belediye başkanlarının istifa süreçleri ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR