Rabat'ta düzenlenen "Sahra'ya Özerklik" Konferansı ile Fas devleti tabuları yıktı... Fas, bu konferanstan birkaç hafta önce başkentlerinde ard arda Batı Sahra konusunda toplantılar düzenleyen Avrupa ülkelerine , "Kardeşler arasında da sorunlar olur ama bizim işimize burnunuzu sokmayın, biz kendi aramızda hallederiz" mesajını verdi.
Soğuk bir kış günü İstanbul'dan Rabat'a vardığımızda hava 17 dereceyi gösteriyordu. Adeta bahar mevsimi yaşanıyordu Fas'ın başkentinde... Havanın güzelliği sadece iklimsel değildi, siyasi gelişmeler açısında da güzel bir gündü.
Bazı güçlerin ayak oyunlarını durdurmaya dönük bir adım atılıyor, önemli bir sorun masaya yatırılıyordu.
Fas topraklarında bir ilk yaşanıyor, "Batı Sahra" veya Rabat hükümeti tarafından "Sahra" sorunu olarak nitelendirilen kangren olmuş problem nihayet tartışmaya açılıyordu...
Tıpkı Türkiye'deki demokratik açılımın benzeri bir adım atılıyor, Fas'ta SAHRA AÇILIMI gerçekleştiriliyordu.
Bu çerçevede "Sahra'ya özerklik projesi" adlı uluslar arası bir konferans düzenleniyordu.
Sahra'ya özerklik konferansı
"Sahra'ya Özerklik Projesi'ne destek Uluslar arası Birliği" adlı kuruluşun düzenlediği konferansa dört kıtadan sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, uzmanlar ve gazetecilerden oluşan onlarca kişi katıldı.
Konferansı bu ülkede görev yapan çok sayıda diplomatik misyon şefleri ile çevre ülkelerden bazı bakanlar da izledi.
Sorun enine boyuna masaya yatırıldı. Konferans boyunca seviyeli tartışmalar yapıldı, Sahralılara yönelik bazı uygulamalar eleştirildi, yapıcı tenkitlerde bulunuldu, çok önemli öneriler sunuldu.
Rabat'ta düzenlenen bu konferansla Fas devleti tabuları yıktı...
...Ve bu konferanstan çok kısa bir süre önce yani; 2010 yılının ilk ayı içerisinde önce Londra'da, sonra Paris'te daha sonra Madrid'de Batı Sahra konulu toplantılar düzenleyen Avrupa ülkelerine "Kardeşler arasında da sorunlar olur ama bizim işimize burnunuzu sokmayın biz kendi aramızda hallederiz" mesajını verdi.
başkentlerinde ard arda bu sorun ile ilgili zirve toplantıları gerçekleştirilmiş, düzenlenmişti.
Görünen o ki; kararlılar bitirmeye bu anlamsız savaşı...
Konferansın mimarlarının sunum notları
Konferansı düzenleyen "Sahra'ya Özerklik Projesi'ne destek Uluslar arası Birliği"nin sunum notları ise şu maddelerden oluşuyor:
"Sahra için Otonomi Projesi'ne destek için Uluslararası Birlik"i kurma fikri, objektif ve kesin koşullar nedeniyle ortaya çıkmıştır. Bunun mantıksal açıklaması, Yeşil Yürüyüş'ün 34.üncü yıldönümü vesilesiyle yapılan son Krallık Konuşması'nda açıklanmıştır ki, demokrasiye paralel giden uluslararası sivil toplumla birlikte bir yol haritası çizmek ve halkın amaçlarını savunmak için bireylerin ve grupların sivil ve siyasi haklarını güvence altına almaktır.
Bu proje, ulusal birliği sağlamak için ayrılıkçı duruşlardaki çelişkilere işaret etmek ve tutarsızlıkları belirlemeyi amaçlamaktadır. Birlik, bu konuda ulusal ve uluslararası ışık olacak ve özellikle kamplardaki spesifik koşul ve şartları günyüzüne çıkarıp insan hakları konusunda çalışmalar yapacak. İllegal ve kabul edilir olmayan bu şok edici durum daha fazla devam etmemeli.
Bir sivil ulusal ve uluslararası dernek olarak bağış ve yardımlarımızla, açıklık, güvenilirlik, doğru ulusalcılık ve müşterek saygı çerçevesinde, şeffaf demokrasi anlayışıyla ve tartışmaya açık bir ortamda tüm insan haklarına saygıyla sivil hakları savunucularını da dikkate alarak yeni bir devrin yolunu açmayı hedefliyoruz.
Birliğin amaçları şöylece özetlenebilir:
1. Bir sivil toplumun diplomasisi yaklaşımını benimsemek
2. Uluslararası aktörlerin organize bir stratejiyle desteklenmiş katılımı
3. Uluslararası parlamenter diplomasi
4. Dışarıdaki Faslı azınlıkların mobilizasyonu
5. Fas'ta insan hakları ve politik reformlar
6. Konunun halkça anlaşılması için ulusal ve uluslararası tartışma ortamı
7. Uluslararası İnsan Hakları organizasyonlarının mobilizasyonu
8. Önerilen Otonomi Projesi için Ulusal ve Uluslararası Sunum
Nihayet, birliğimizin kuruluşunun tüm amacı politik istikrar ve güvenlik, bölgesel ekonomiye hareketlilik sağlamak ve uluslararası gelişmeyi desteklemek, uluslararası barışı ve bölgede güvenliği ayakta tutmaktır.
Türk heyetine yoğun ilgi
Konferansa Türkiye'den kurucu üyesi olduğum Türk-Arap Bilim, Kültür ve Sanat Derneği (TASCA)'nden 6 kişilik bir heyet katıldı. Konferansın açılışında heyet adına bir konuşma yapan TASCA Başkanı Dr. Muhammed Adil'in sözleri, katılımcıların dikkatlerini üzerimize çekti ve konferans boyunca herkesin ilgi odağı olduk.
Dr. Adil'in neredeyse her cümlesi alkışlarla kesildi...
Muhammed Adil konuşmasına başlarken konferans dilinin Fransızca olmasını eleştirerek "İlk olarak aramızdaki ortak dil Fransızca olduğu için derin üzüntümü ifade etmeme izin veriniz. Biz, şu anda Fas'tayız, konuştuğumuz dilin Fransızca değil, Arapça olması gerektiğini düşünüyorum" deyince salonda büyük bir alkış koptu...
Bu projede Türkiye neden yok?
Konuşması sık sık alkışlarla kesilen Dr. Muhammed Adil, konferansta çok önemli mesajlar verdi:
"Sahra dosyasının, siyasi kararın esiri kalmaması, siyasi ve ideolojik hesaplara bağlı kalmaması için ortaya konulan bu sivil girişimi içten selamlıyorum. Bu konferans, sivil toplumun rolünün önemini, insan hakları, fikir ve kültür alanlarında medyanın, araştırmacı ve akademik heyetlerin ve aktivistlerin üstlendikleri büyük sorumluluğu net bir şekilde vurgulamaktadır. Bununla birlikte Sahra'da özerk yönetimin uygulanması adına yetki verilmesi hakkında müzakereler için ortaya konulan Fas girişimini de selamlıyorum. Sahra dosyası ile resmi tutumda bu girişim, önemli ve olumlu bir dönüm noktası olurken, uluslararası arenada ise takdir ile karşılanmaktadır. Fas, bugün, başkalarının girişimleri ile hareket eden bir taraf değil girişimci rolünü oynayan taraf olmuştur. Bu sorunun siyasi ve barışçıl çözümünün, sadece Fas için değil, bütün bölge ülkelerine daha fazla güvenlik ve istikrar sağlayacağına inanıyoruz.
Sahra'da özerk yönetim projesine uluslararası destek sağlanması için paralel ya da halk diplomasisini aktifleştirmek çok önemlidir."
Fas diplomasisinin, sadece Batılı ülkeleri (özellikle Avrupalı olanlar) üzerine yoğunlaşmasını tenkit eden Muhammed Adil, "Fas diplomasisinin, Sahra sorununu diğer uluslararası taraflara anlatmak için herhangi bir çaba sarf etmediğinin sebebini soruyorum. Türkiye'de, Rusya'da, Hindistan'da ve diğer bölgesel güçlerde Fas'ın resmi ve halk diplomasisi nerede?" dedi.
Fas'ın dış medyasının dünya üzerinde herhangi bir etkisi bulunmadığına dahası Fas'ın sesinin medyada duyulmadığına işaret eden Dr. Adil, bir eleştiri daha yönelterek, " Sahra sorununu anlatma görevini, çoğu zamanlarda güvenilir olmayan aracı medyaya bırakıyorsunuz?" ifadesini kullandı.
TASCA Başkanı Dr. Adil, konuşmasında "Sahra sorununu ortaya koyduğumuzda, düşünce, etnik ya da aşiret standartlarından önce vatandaşlık hakkı üzerine tüm Fas vatandaşlarının çeşitli haklarını kapsayan bir çerçeve içerisinde ortaya koymamız çok önemlidir. Çünkü bu kültürel ve etnik yapıyı korumak için tek gerçek güvencedir. Vatandaşlık anlayışını pekiştirme hakkındaki inancımız, herhangi bir durumda fikri, kültürel ve etnik farklılıklara karşıt değildir" dedi.
Konferansa katılan akademisyen, basın mensupları ve sivil kuruluşlarından oluşan Türk heyeti olarak bizlerin de bu girişime destek verdiğini anlatan Dr. Adil, "Fas'ın ulusal ve toprak bütünlüğünü, Sahra'daki kardeşlerimizin haklarını da desteklediğimizi ve kültürel farklılıklarına saygı duyduğumuzu vurguluyoruz" şeklindeki sözleri tüm katılımcılar tarafından coşkuyla alkışlandı.
Dr. Adil, bölgesel ve uluslararası siyaset arenasında önemli bir oyuncu durumuna gelen ve Fas ile Sahra sorunuyla alakalı bütün taraflarla iyi ilişkileri olan Türkiye'nin, bölgede güvenliği ve istikrarı pekiştirmek adına Sahra dosyasında olumlu ve faal bir rol üstlenebileceğine dikkat çekti.
Muhammed Adil sözlerinin devamında, " Şüphesiz ki Türkiye'deki sivil toplum, medya, Türk hukuki, kültürel ve fikri kuruluşlar, Sahra'daki özerk yönetim projesine faal bir şekilde katkıda bulunabilir. Türkleri bu yönde sevk eden, maddi ya da siyasi çıkar değil, Türk vatandaşı olarak birinci derecede ortak medeniyet ve tarihimize bağlı saydığımız ahlaki sorumluluktur. Türkiye, dış politikasında dengeli bir yöntem ve tüm taraflarla, devlet ve halk üzerine egemenlik ve vekillik politikasından uzaklaşıp ortaklık prensibini izlemektedir. Ankara'nın, bugün sadece Sahra dosyasında değil bölgenin güvenliği ve istikrarı ile alakalı bütün dosyalarda, faal bir rol oynamak için hazır olduğunu düşünüyoruz. Nitekim Türkiye, Fas ve bölgenin diğer Arap ve Afrika ülkeleri ile yapmış olduğu gerçek ortaklıklar kurmuş bulunmaktadır" dedi.
TASCA Başkanı bu girişimin, Sahra'da özerk yönetim projesini desteklemekte başarı ile sonuçlanması konusunda bazı önerilerde bulundu.
Dr. Adil'in önerileri şu maddelerden oluşuyordu:
1-Bu girişimin sahipleri, diğer tarafı, iç ya da dış ne olursa olsun suçlamakla meşgul olmamalıdır.
2- Sahra sorununun gerçeğini anlatmak ve özerk yönetim projesine taraftar kazanmaya yoğunlaşmak gerekmektedir.
3-Paralel diplomasiden bahsederken medeniyet, kültür ve sanat içerikleri anlatılarak Sahra sorunu tanıtılmalıdır. Çünkü kültür ve sanat, siyasi diyalogdan daha açıklayıcıdır.
4-Ayrıca girişimin ismi, Uluslararası Federasyon değil, Sahra'ya Özerk Yönetim Projesini Desteklemek İçin Uluslararası Sivil Girişim olmalıdır.
Son önerisini ise Dr. Adil, "bu projeye gerçek bir uluslararası desteğin garanti altına alınması, Fas'ın medya araçlarını, sivil toplumu, araştırmacı ve akademik heyetleri harekete geçirmeye ve uluslararası arenaya yönlendirmeye, bunun yanında da Fas'ın resmi diplomasisinin rolünü, istisnasızca bütün taraflara karşı aktifleştirmeye bağlı kalmaktadır" ifadeleriyle tamamladı.
Fas'ta tabuları yıkan bu uluslar arası konferans dostça başladı, dostça bitti.
Konferansın sonunda Sahralılar tarafından dostluk ve kardeşlik üzerine şiirler okundu...
Ancak emperyalist güçlerin maşası silahlı Polisario Cephesi'nin bu girişime nasıl bir tepki vereceği henüz bilinmiyor...
Batı'nın Sahra hesabı!
İspanyol askerlerinin çekilmesiyle Batı Sahra'nın fiilen Fas'ın egemenliğine girmesine dünyada hiç bir devlet tepki göstermedi. Kuşkusuz özellikle Batı'nın tepkisizliğinin nedeni; bölgenin enerji kaynaklarından yoksun olarak bilinmesi ve topraklarının tarıma elverişsizliğiydi.
Batı Sahra olarak tanınan bölge, 1961 yılında İspanyol askerlerinin çekilmesiyle fiilen Fas'ın egemenliğine girdi. Bu duruma ne Amerika Birleşik Devletleri, ne Avrupa ülkeleri ne de Afrika devletleri ses çıkardı... Dünyada herhangi bir devlet de tepki göstermedi.
Dahası o dönemde, özgürlük savaşçısı, bağımsızlık yanlısı olarak tanınan Gana Devlet Başkanı Kvame Nkrumah, bir gazetecinin "Batı Sahra'nın işgal edilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?" şeklindeki sorusuna, "O, Fas halkının iç meselesidir" cevabını vermişti.
Kuşkusuz özellikle Batı'nın tepkisizliğinin nedeni; bölgenin enerji kaynaklarından yoksun olarak bilinmesi ve topraklarının tarıma elverişsizliğiydi.
Bugünkü durum yani Batılı ülkelerin bölgeye müdahalesinin nedeni ise yine hiç şüphe yok ki; Sahra'nın zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının varlığının ortaya çıkması. Bölgede bol miktarda petrol, doğalgaz, potasyum ve fosfat rezervlerinin olduğunun anlaşılması...
Peki İngiltere'nin başkenti Londra'da Fas'ın Sahra sorunu konusunda konferanslar düzenlemesi ne anlama geliyor?
Yine hiç kuşku yok ki; İngiltere'nin soruna taraf olarak yaklaşmasının arkasında, son yıllarda Afrika ülkelerindeki zengin kaynaklara göz diken, bu kaynakları ele geçirmek için entrika üstüne entrika çeviren, iç savaşlar çıkaran Obama liderliğindeki ABD var.
Sorunu uzaktan takip ediyor görünse de... Konunun uzmanlarından İbrahim Tığlı bir diğer konuya dikkat çekerek, görüşlerini şu şekilde aktarıyor:
Batı Sahra sorunu, aynı zamanda Cezayir ve Fransa arasında siyasi, askeri, ekonomik hâkimiyet sorununa dönüşmüştür. Cezayir'in Atlas Okyanusu ile sınırının bulunmaması, bu ülkenin Kuzey Afrika'daki liderlik sevdasını gölgelemektedir. ...
Sorunun diğer aktörleri İspanya ve Fransa ise birbirlerine karşı Batı Sahra üzerinden bölgesel ve stratejik rekabet yarışına girmekteler. İspanya, Batı Sahra'yı devlet olarak tanıyan tek Avrupa Birliği ülkesi olduğu için kendini bu bölgenin doğal bir koruyucusu olarak görmektedir. İspanya'nın bu desteğinin arkasında Afrika'da kaybettiği nüfuzunu Batı Sahra yolu ile tekrar elde etme isteği yatmaktadır. Son zamanlarda Fransa ile ilişkileri gerilen batı Afrika ülkeleri de, İspanya'yı bölgeye çekerek, Fransa'nın bölgede tek güç olmasının önüne geçmeyi amaçlamaktalar.
Sorunun temeli
Fas'ın yaklaşık 3'te birini teşkil eden Batı Sahra, İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar İspanyol sömürgesiydi. 1956'da yılında Fransız işgalcileri ülkeden kovan Fas, bağımsızlığını kazanmasının ardından Moritanya ile birlikte Batı Sahra'yı 1963'te BM'ye taşıdı.
BM, Fas ve Moritanya'nın girişiminden iki yıl sonra İspanya'dan Batı Sahra'dan çekilmesini ve bölgede "kendi geleceğini tayin hakkını" tanımasını talep etti.
İspanya, 1967'de Batı Sahra'nın statüsü ile ilgili bir referandum yapmaya hazır olduğunu açıkladı. Fas ve Moritanya, Madrid'in bu tutumunu destekledi. İspanya'nın referandumu geciktirmesi üzerine 1973'te "Sahra Bağımsızlık Hareketi" (Polisario) kuruldu. Polisario İspanya'ya karşı silahlı mücadele başlattı. Fas Kralı 2.Hasan 1974'ten itibaren Batı Sahra'nın Fas'a iltihakını talep etmeye başladı. İspanya 1974 sonunda Batı Sahra'da bir yıl içinde referandum yapma kararı aldı. Fas'ın ve Moritanya'nın ortaklaşa çabasıyla BM Genel Kurulu 3292 numaralı kararıyla İspanya'yı referanduma gitmemeye çağırdı ve konuya Uluslararası Adalet Divanı'nın bir çözüm bulmasını talep etti.
Uluslararası Adalet Divanı'nın yanlı kararı
Diplomatik Gözlem'de yer alan bilgilere göre, Uluslararası Adalet Divanı bölgenin Fas ve Moritanya ile tarihi bağlarını bir kenara bırakarak, Batı Sahralıların kendi geleceğini tayin etmesi gerektiğine 16 Ekim 1975'te karar verdi. Böylece Batı Sahra'da referanduma gidilmesi kararı alındı. 2.Hasan aynı gün bölgenin Fas'la bağını vurgulamak için Faslı sivillerin Batı Sahra'ya yürümesine karar verdi.
35.000 sivilin katıldığı "Yeşil Yürüyüş" ile beraber yürüyen askeri operasyon, bölgedeki İspanyol askeri varlığı nedeniyle başkent Al-Aiun'un önünde durdu.
26 Şubat 1976'da Batı Sahra'daki kabile liderleri bölgenin Fas ve Moritanya arasında paylaşılmasına onay verdi. İspanya 28 Şubat 1976'da Fas ve Moritanya ile yürüttüğü müzakerelerin neticesinde Batı Sahra'dan vazgeçti. Polisario aynı gün "Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti'ni" kurduğunu açıkladı. Buna karşılık Fas ve Moritanya kabile liderlerinin onayını esas aldı ve nüfusu kabilelerin temsil ettiği varsayımından hareketle referandum yapılmaması konusunda uzlaştı.
Bu uzlaşmaya göre Batı Sahra'nın kuzeyindeki üçte ikilik bölge Fas'a ve güneydeki üçte birlik bölge Moritanya'ya iltihak ettirildi. Ancak BM Genel Kurulu 3458 numaralı kararıyla referandum yapılmasını talep etti. 1975'ten itibaren Polisario Cephesi, Fas'a ve Moritanya'ya yönelik saldırılar başlattı. Bunun sonucunda Moritanya 1979'da Batı Sahra üzerindeki bütün hak taleplerinden feragat ettiğini bildirdi. Moritanya'nın bu kararının ardından Fas, Batı Sahra'nın diğer üçte birlik bölümünü de ilhak etti.
Fas bu sayede Polisario militanlarını bölgenin içlerine çekilmeye zorlayabildi ve devamında elinde tuttuğu bölgeyi koruyabilmek içi "Fas Duvarı" olarak da bilinen sınır güvenliği hattını oluşturdu. Bu duvar Fas'ın Polisario'ya karşı her galip gelişinde daha ileriye taşındı.
Polisario'ya destek veren halkın bir bölümü Cezayir'e sığındı. Cezayir'in Tindouf bölgesindeki mülteci kamplarında 1976'dan bu yana yaklaşık 180.000 Sahralı bulunuyor
Fas ve Polisario arasındaki "açık savaş" 1991'de bir ateşkesle son buldu. Ateşkes BM'nin 690 numaralı kararı doğrultusunda MINURSO Misyonu tarafından takip ediliyor. BM Güvenlik Konseyi'nin Batı Sahra anlaşmazlığı ile ilgili mesaisi 2002'ye kadar devam etti. 2005'te bir kısmı 19 yıldır Polisario'nun elinde esir olan son 404 Fas askeri Fas'a döndü.
Batı Sahra'nın bütün büyük kentleri ve fosfat yatakları Fas'ın elindeki üçte ikilik bölgede yer alıyor.
"Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti" olarak bağımsızlığını ilan eden ayrılıkçı bölge, 50 ülke tarafından tanınıyor ve Afrika Birliği'nin üyesi. Afrika Birliği'nin Sahra'yı üye kabul etmesi üzerine Fas üyelikten ayrıldı. Fas böylece Afrika Birliği'ne üye olmayan tek Afrika ülkesi konumuna geldi.
1991'deki ateşkese göre bölge halkı 1992'de Batı Sahra'nın geleceğine karar vermek üzere bir referandum yapacaktı. Ancak Fas ve Polisario "bölge halkına kimlerin ait olduğu" konusunda anlaşamadı. Polisario sadece İspanya hâkimiyeti döneminde Batı Sahra'da yaşayan Sahralıları kabul ederken, Fas o dönemde kendi topraklarında yaşayan Sahralı kabilelerin de oy kullanmasını istedi. Referandum 1997'de yeniden gündeme geldi. Taraflar oy kullanacaklar konusunda yine uzlaşamadı. Bunun üzerine BM uzlaşmayı sağlamak için bir teklif hazırladı. Bu teklifi de Fas reddetti.
BM Güvenlik Konseyi Nisan 2007'de 1754 numaralı kararını aldı ve tarafları referandum gerçekleştirmeye davet ederken MİNURSO Misyonu'nun da görev süresini Ekim 2007'ye kadar uzattı. Bunun üzerine taraflar BM himayesinde New York'ta dört kez bir araya geldi. Bu görüşmelerden bir sonuç elde edilememesi üzerine BM Genel Sekreteri'nin özel temsilcisi Peter van Walsum atandı.
Her ne kadar 1991'de ateşkes ilan edilmiş olsa da, Sahra'daki sorun bitmedi...
SONUÇ: Sorunun çözümü konusunda asıl girişimde bulunması gerekenler yani; İslam Konferansı Teşkilatı ( İKT) ve Arap Birliği gibi kuruluşların hiçbir adım atmamaları ve meseleyi Batılıların inisiyatifine terk etmeleri gerçekten çok ama çok üzücü...
Özerklik önerisi cesur bir adım
Sahra'ya Özerklik Projesi'ne destek Uluslararası Birliği" adlı kuruluşun düzenlediği büyük ilgi uyandıran Sahra'ya Özerklik Planı'nın ele alındığı konferansın kahve arasında katılımcılarla bölgeyi konuşuyoruz.
Katılımcılardan Zehra Sahel, coğrafya alanında doktora yapmak üzere hazırlık yapan bir araştırmacı...
Sohbetimizin başında ilk olarak "kendisini hangi etnik kimlikle hissettiğini" soruyorum:
"Ben yüzde yüz Sahralı Faslıyım ve bundan onur duyuyorum " diyor.
"Sahralı olarak Fas'ta ne gibi sıkıntılarla karşılaşıyorsunuz?"
"Pek çok diğer bölge insanı gibi Sahra bölgesi insanın da bazı güçlüklerle karşı karşıya olduğunu söyleyebilirim. Sahra'da karşılaştığımız en yaygın problemlerden biri, aşiretlerin birbirleriyle yaşadıkları sorunlar ve çatışmalardır. Aşiret temelli bir toplum olarak her gün ayrımcılıkla karşı karşıyayız. Soylu ve hatırı sayılır aşiretlere mensup olmanız bizim için önemli bir konu... Daha önemsiz aşiretlere mensup olanlar tamamıyla ihmal ediliyor. Bir diğer problemlerden biriyse; krallığın bazı bölgelere diğerlerinden daha fazla ilgi duymasıyla ilgilidir. Tabii bunun sebebi, hükümetin daha çok sorun çıkaranları engellemek için benimsediği bir politika olabilir"
Sahra'ya özerklik planına nasıl baktığı yönündeki soruma Zehra Sahel, tereddüt etmeksizin "Otonomi, Fas devleti tarafından atılan son derece cesur ve yaratıcı bir adımdır" diye cevap verdi.
"Geleceğinizi nasıl görüyorsunuz?"
Tebessüm ederek, "Gelecek... Daha iyi bir gelecek umalım" diyor...
"Polisario ile Fas arasındaki sorunun çözülmesini temenni ediyoruz"
Aynı soruları yanımızda bulunan Mounina Mansour'a yöneltiyorum. Mounina ise İngilizce alanında eğitim görüyor...
O da Zehra gibi Batı Sahralı...
Mounia cevaplarıyla, Zehra'nın sözlerini onaylıyordu...
"Bizim diğer Faslılardan hiç bir farkımız yok. Hiç bir problem yaşamıyoruz" diye sözlerine başlayan Mounia, "ancak" diye ilave etti, " Kardeşimiz Zahra'nın söz ettiği örneğin bir öğrenci olarak bazı zorluklarla karşılaşmıyor da değiliz. Yine de, bu zorlukların yanında Orta ya da Kuzey bölgesindeki öğrencilerin sahip olmadığı bazı avantajlar bize sağlanmış bulunmaktadır. Mesela, Sahralı öğrenci olarak tam bir burs alma şansımız var. Orta ya da Kuzey bölgelerindeki öğrencilerin, yarım ya da hiç bir burs alma olanakları yok. Ayrıca, kendi bölgelerimizden okuduğumuz bölgelere taşıma araçları bulunmakta ve ücret alınmamaktadır. Mesela bir Sahralı öğrenci, Gülnin'den "Sahra Kapısı" Marakeş'e kadar ücret ödemeden gidip gelebilir: Hiç bir sorun yok, hiç bir problem yok."
"Sahra'da sorun yok nasıl denebilir?" diyecek oldum ki, devam etti:
"Evet, sadece Polisario Cephesi ile Fas arasındaki malum sorun var. Bunun da, çözülmesini temenni ediyoruz. İnşallah bu sorun da çözülür" dedi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Hüseyin Altınalan / Türkiye
Etiketler:



