Üstad Sezai Karakoç'un bundan yıllarca önce kaleme aldığı 'Oruç da acıkır' yazısı büyük yankı uyandırmıştı. Peki, bu ne anlama geliyor? Oruç gerçekten acıkır mı? Hem bu kavramın ne anlama geldiğini hem de oruç ve Ramazan'ın felsefi yönünü Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) İlâhiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. İbrahim EMİROĞLU'na sorduk. Arkadaşımız Adnan Öksüz'ün sorularını cevaplayan Prof. Emiroğlu, soluk soluğa okuyacağınız bu röportajda oruç ibadetinin bilinmeyen bir boyutunu da gözler önüne seriyor... Farklı bir keşfe hazır mısınız?
Sezai Karakoç üstadımız 'Oruç da acıkır' diye yazmıştı.. Oruç'un acıkması sizce nasıl olur? Oruç'un ruhu hakkında neler söylemek istersiniz?
Ben orucun acıkmasını şöyle anlıyorum: Mümin onu tutarken o da tutuluyor; Mü'min'in inancı, iradesi, sabrı karşısında o da bu teslimiyet, samimiyet ve ateşli gün demek olan Ramazan karşısında mü'minin acıkmasıyla birlikte hem acıkıyor, hem acıyor; bu acıma karşısında Cehenneme kalkan olmak istiyor.
Orucun cismi aç kalmak, susuz kalmak ise ruhu da süfli şeylere karşı tok kalmak, basit şeyler karşısında sızlanmamak, bütün benlikle tahammül ve imsak üzere olmaktır denebilir. Kısacası sadece mideye değil bütün benliğe, birliğe, diriliğince oruç tutturmaktır.
Siz yıllarca felsefe ve mantık okuttunuz, okutuyorsunuz.. Oruç ve Ramazan'ın felsefesi nedir?
Her ibadetin ve ilahi yüklemelerin bir hikmeti olduğu gibi orucun da sayısız faydaları ve incelikleri vardır. Bu diğer ümmetlerde de olagelen ilahi buyruktur. Orucun faydasını maddi ve manevi diye ikiye ayırırız. Maddi faydası, yıl boyunca çalışan organlarımızın özellikle midemizin bu ay boyunca dinlenmesi, vücut metabolizmasının daha düzenli çalışmasına imkân açmaktır. Manevi faydası, insana irade eğitimi yaptırtır, sabretmesini öğretir, empati yaptırtarak açın, yoksulun, fakirin halinden ve dilinden daha iyi anlamamıza imkân açar, merhamet hislerimizin gelişmesine, acıma duygumuzun artmasına vesile olur, ruhumuz dinginleşir, hafifleşir, latifleşir; toplumsal kaynaşma, barışma, halleşme ve helalleşme artar; zengin - fakir yakınlaşması ve dayanışma ruhu artar, ruhumuz sekülerleşen dünyada kutsalla ilişkisini sıkılaştırır, ahiret duygusu ve vurgusu gelişir; bunların ötesinde bütün bir mümin coğrafya da aynı his, heyecan ve duygu yoğunluğu ve yalvaran ellerin birlikte semaya kaldırılması müminlerin bir ibadeti yerine getirmenin zevki ve hep birlikte "tut bizi oruç" diye yalvarmaları mü'minleri bir safta saflaştırır, sarraflaştırır, sadeleştirir ve samimileştirir. Zaten hemen hemen her felsefî, ahlâkî ve mistik ameliyelerde riyazet, az yeme ve az konuşma istenen, erdemli olmada gözetilmesi gereken uygulamalardır.
Oruç tutmak sadece aç kalmak değil!
Geleneksel bir Oruç anlayışımız var, işte imsak vaktinden güneş batıncaya dek aç kalmak gibi.. Sizce Ramazan'ın gerçek anlamı nedir?
Ramazan'ın gerçek anlamı, yukarıda sıraladığım gibi kulluk bilincini yenilemek, her ibadetin bir nimet ve kurtuluşa vesile olan eylemler olduğunu bilmek, ruhu saflaştırmak, nefsi terbiye ve tezkiye, kalbi tasfiye etmek; bütün kötü düşünce ve duyguları hatırdan bile geçirmemek, onlara karşı iradeyi sağlamlaştırmak, sadece midemizle değil orucu bütün uzuvlarımızla hatta hücrelerimizle ve ruhumuzun, benliğimizin derinlikleriyle tutma; Rabbimizle, insanlarla ve eşyayla ilişki biçimimizi gözden geçirmek, Kur'an ahlakıyla ahlaklanmak, model / salih / hayırlı insan olma bilincimizi yenilemek, hayır ve hasenatımızı artırmak, infakımızı bolca yapmak, dost, komşu ve misafir ilişkilerimizi yenileyerek güzelleştirmek... tir.
Daha sistematik biçimde sıralayacak ve madde madde sayacak olursak şöyle deriz:
Oruçla insan iyi bir sabır eğitimi yapar. Acıktığı halde ağzına bir lokma ekmek alamaz, susadığı halde bir yudum su içemez. Öfkelenecek olsa öfkesini yutar, kötü söz söyleyecek olsa ağzını tutar.
Oruç, zengini fakirin hizmetine koşturur: Cenab-ı Hak kullarından bazılarını fakir olarak, bazılarını da zengin olarak yaratmış, zenginlerden zekat ve sadaka vermek suretiyle fakirlerin yardımına koşmalarını istemiştir.
Oruç, sağlığımızın sigortasıdır. Oruç, vücut fabrikamızın yorulmasına, eskimesine karşı bir direnme, bir bakımdır. On bir ay müddetle vücudda biriken yağları eritir. Böylece çeşitli rahatsızlıklara sebep olan aşırı yeme-içmenin önüne bir ölçüde geçilmiş olur.
Oruç bedenin zekatıdır. Zekat sadece maldan verilmez. Allah'ın ihsan ettiği her nimetin kendine göre bir zekatı vardır. Meselâ, malın zekatı bir kısmını fakirlere vermek, bedenin zekatı da oruç tutmaktır.
Oruç, nefsi terbiye eder. Oruç şehveti kırar. Nefsi mağlup eder. Azgınlıktan ve kötülükten korur, dünyanın aşağılık lezzetlerini, makam ve üstün çıkma kavgalarını hakir gösterir. Kalbin Allah'a teveccühünü artırır. Ona meleki bir zevk ü sefa bahşeder.
Oruç bir arınmadır. Maldan verilen zekat onun temizlenmesine, bereketlenmesine sebep olduğu gibi, oruç da bedenin manevi kirlerden temizlenmesine sebeptir.
Oruç insanı melekleştirir. İnsanı meleklerden ayıran en önemli özellik, nefis sahibi olmasıdır. İnsan yer, içer, evlenir, öfkelenir, üzülür, günah işler. Fakat oruçlu iken iftar edinceye kadar yiyip - içmeyi terk eder.
Oruç, ahiret için kârlı bir ticarettir. Çünkü oruç ibadetinde gösteriş yoktur.
Ramazan ayı başka ibadetleri de kapsıyor. Mesela sadaka, fitre gibi.. Dar anlamda sadakanın geniş anlamda yardımlaşmanın bu kutsal aydaki manası nedir, sizce?
Ramazan ayında bir sorumluluğumuz daha vardır ki o da sadaka/fitre vermektir. Sadaka "doğruluk"tan gelmektedir. Dindarlığımızı doğrulayacak, doğru olduğumuzu gösterecek, dini samimiyetimizi mala-mülke, paraya-pula asla değişmeyeceğimiz kanıtlayacak, hırsımızı törpüleyecek önemli bir mali ibadettir bu. Genel olarak insan bencil, hasis ve menfaatine düşkün, biraz da egoist yapıda bir varlıktır. İnsanın bu egoizmini yıkacak, bencilliğini törpüleyecek, gaddar halini yumuşatacak, insanlar arasında sevgiyi ve paylaşmayı yayacak önemli bir ibadet zekat ve sadakadır. Bu, zenginle fakir arasındaki ilişkiyi sağlamlaştıracak, uçurumu kapayacak, kalpleri birbirine yaklaştıracak bereketli bir ibadettir. Formel zorunluluğu değil de imanı, insafı ve gönüllülüğü esas alan infakı da bunlara ekleyince Mü'minin harcama biçimi bu hayırlı verilerle, harcamalarla başkalarına destek oluşla gelişecek, gönüller kazanılacak, boynu bükük yetimlerin yüzü gülecek, işsizler iş imkânı bulacak, toplumda suç oranı azalacak, böylece sosyal adalet gerçekleşecek, sosyal denge kurulacak, fertler huzurlu olacak, fertler ve aileler huzurlu olunca da toplum huzurlu ve mutlu olacak, refah seviyesi artacaktır; bu zemini açan zenginin de dünyada saygınlığı ahirette de ecri ve derecesi artacaktır.
Mevlana'ya göre oruç ne anlama geliyor?
Sizin Mevlana üzerinde çok derin araştırmalarınız, kitaplarınız var. Ramazan'ın anlamı ile Mevlana kültürü arasında nasıl bir rabıta kurulabilir?
İnsanın doğru bir öz ve tertemiz bir gönüle sahip olmasının bir yolu da onu ibadetle özellikle oruçla aydınlatmaktır. Mevlâna'ya göre oruç
- İnsana can bağışlar, insanın can gözünü açar, gönül verir
- Kötü huylardan arındırıp, insanı Miraç gibi göklere yükseltir, yüceltir
- Şeytanın etkisinden kurtaran güçlü kahramandır,
- İnsanı yakıp, mum gibi aydınlatandır,
- Allah'ın en ecirli, bol sevaplı bir ibadetidir
- İnsanın helalden bile sakındığına, harama ulaşmasının imkânsızlığına bir şâhittir
- İnsanın içindeki değersiz taşları inci ve mercana dönüştüren bir ibadettir
- İnsanı ezip, öğütüp (değerlileştirerek) göze sürme edendir
- Ulu kişinin de, aşağılık kişinin de mihengi (ölçütaşı)dir
- Kararan ve pislenen iç âlemi aydınlatır temizleyendir
- İyilikleri, sevabı tevhid denizine götürendir
- Gönüle musallat olan nefis kralını tir tir titretendir
- Âb-ı hayattır
- Korunması, kırılmaması gereken bir testidir
- Kur'ân ışığının sırrıdır
- Beş direk üzerine kurulmuş olan imanının direklerinin en büyüğüdür
- Canı saflaştıran, ruhu yücelten, Allah'a yaklaştırandır
- Temizlenmek, tazelenmek, yenilenmek yücelmektir.
Ağırlıkla sûfiyane bir hayat süren, ağır bir nefs mücâhedesi veren Mevlânâ ve onun takipçileri zaten yoğun olan bu mistik hallerini Ramazan'da daha da artırarak Rabbe yönelme, Kur'an okuma, nefs muhasebesi yapma, açları doyurma ve misafir ağırlamaya ağırlık vererek yoğunluklarını daha da artırarak Ramazan'ı ve orucu sevaplarını, derecelerini artırmanın fırsat ayı olarak görürler.
Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu kimdir?
1956 Leventpınar köyü İliç/ERZİNCAN doğumlu. Erzincan İmam-Hatip Lisesi'ni (1973) ve Erzurum Yüksek İslâm Enstitüsü"nü bitirdi (1979). İki yıl Uşak/Ulubey Lisesi'nde öğretmenlik yaptı. Erzurum Yüksek İslâm Enstitüsü'ne asistan olarak girdi (1981). Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'ne öğretim görevlisi olarak atandı (1982). Aynı görevle D.E.Ü. İlâhiyat Fakültesi'ne naklen atandı (1983). 1991'de Mantık alanından doktor, 1996'da doçent, 2002 yılında da profesör oldu. İngilizce ve Arapça bilmektedir. Yayınlanmış çok sayıda eseri var.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Adnan Öksüz / Türkiye
Etiketler:



