Almanya’da koalisyon hükümeti kuruluyor ve koalisyon protokolünde, “Türkiye’nin AB sürecinde hiçbir faslın kapatılmaması ve yeni bir faslın açılmaması” ifadesine yer veriliyor. Yani, Almanya Türkiye’nin AB’ye alınmaması konusundaki tavrını aynen sürdürüyor ve kurulacak hükümetin koalisyon protokolünde bu madde yer alıyor. Öte yandan Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, TSK’nın Afrin harekâtına ilişkin yaptığı açıklamada, “Türkiye uluslararası hukuku ihlal ediyor” diyor. Avrupa Parlamentosu’nda 100 milletvekili ellerinde, “Afrin yalnız değildir” dövizleriyle eylem yapıyor. Yani, terör örgütlerinin yanında açıktan yer alıyorlar. Benzer bir eylem de bazı Alman milletvekilleri tarafından da kısa bir süre önce sergilenmişti. Bu arada söz konusu AB ülkelerinin Suriye’de ABD ile koalisyon ortağı olarak birlikte hareket ettiklerini de unutmamak gerekiyor.

Yıllardan beri Türkiye’ye yönelik eylemler sergileyen teröristlere AB ülkelerinin kucak açtığı, serbestçe hareket etmeleri için her türlü imkânı sağladıkları, özellikle de maddi destek verdiklerini, bu desteğin Irak ve Suriye üzerinden Türkiye’ye karşı kullanıldığı da düşünüldüğünde gelinen noktada Başbakan Yardımcısı Şimşek’in, “AB’den kopmadık, kopmayacağız”, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile AB Bakanı Çelik’in vize serbestîsiyle ilgili çalışmanın tamamlanarak Avrupa Birliği’ne iletilmesi sebebiyle, “AB ile yeni bir dönemin başladığını” ifade etmelerini anlamak çok güç.

Yapılan iş Türkiye vize serbestîsi konusunda üzerine düşeni yapmış ve AB’ye teslim etmiş. Buraya kadar tamam. Ancak, bu konuda AB’nin kendi üzerine düşeni yapıp yapmayacağını biliyor muyuz? Bundan önce de AB ile bir takım mutabakatlar sağlandı, anlaşmalar yapıldı, altına imzalar atıldı ama bu anlaşma gereği Türkiye üzerine düşeni yaptığı halde karşı taraf yan çizdi. Bunun en son örneğini mülteciler anlaşması oluşturuyor. Yani sözlerinde durmadılar. İnsanın aklına ister istemez Türkiye AB’ye girişten vazgeçti de vize serbestîsi sağlanarak birlikte yola devam etmeye mi karar verdi, sorusu geliyor. Yıllar önce de birliğe üye olmadan Gümrük Birliği’ne balıklama atlanmış, bunun AB üyeliğini kolaylaştıracağı ileri sürülmüştü. Kısacası, AB Türkiye bunca yıldır oyalanıyor, samimi davranılmıyor. Tüm bunların yanında çeşitli AB ülkelerinin yetkilileri Türkiye’nin AB üyeliğine alınmayacağını açıkça dile getiriyorlar. Diyebiliriz ki, AB ülkelerinde oluşan ortak görüş, “Türkiye AB’ye üye olamaz” şeklindedir. Bu arada Türkiye’nin kapıyı terk edip gitmemesi içinde zaman zaman sırt sıvazlayıcı açıklamalar yapılıyor.

Kısacası, gerek Türkiye, gerek AB ülkeleri bu gerçeği net bir şekilde biliyor. Buna rağmen bizim AB’den kopmak niyetinde olmayışımızın sebebini bu ülkeyi yönetenlerin toplum ile paylaşmaları gerekir. Böyle bir açıklama yapılmıyor, arada bir sert çıkışlar yapılarak, AB’ye haddi bildiriliyor(!), bu arada toplumun AB’ye karşı öfkesi hafifletiliyor ama bu çıkışların hemen ardından AB’den kopmadığımızın açıklaması yapılıyor. Böyle olunca da insan acaba toplum olarak bilmediğimiz Türkiye’yi AB kapısında beklemeye mecbur eden bir sebep mi var diye düşünmeden edemiyor. Söz gelimi AB konusunda millete gidilebilir, toplumun tavrı belirlenebilir. Toplum her şeye rağmen kapıda beklemek pahasına AB’den yana tavır koyarsa mesele yok. Ancak, aksi çıkarsa bu ülkeyi yönetenlerin AB kapısında beklemekten vazgeçmeleri gerekemez mi? Benzer tavır ABD ile ilişkilerimizde de sergileniyor.