Televizyon ekranlarının ağır topu kuşkusuz prime time kuşağında yayınlanan diziler… Reyting canavarı televizyon kanallarının her birisinde hafta içinde prime time kuşağında dizileri seyrediyoruz. Bu diziler kendileri açısından müthiş bir sektör oluşturmuş durumda. Peki, ekranlarda yayınlanan bu dizilerin, aile yapımızı koruyup kolladığını, ahlâk ve maneviyatımızı ileri seviyelere taşıyabildiğini, şehveti değil iffeti başrole koyan bir anlayışla üretildiğini söyleyebilmemiz mümkün mü?

Kesinlikle hayır…

Bu yapımlarda yayınlanan her şey tamamen kurgudur diye başlayan dizilerde, birkaç senaristin kaleminden çıkan ürünler, insanlarımızın ahlâk ve maneviyatını ortadan kaldırmak, Türk aile yapısını paramparça etmek, sanatı ve sanatçıyı pespaye bir şekilde gözümüzün içine sokabilmek için sanki özellikle üretiliyor.

Televizyon kanallarında yayınlanan birkaç dizi dışında tüm diziler rezillik olarak önümüze sürülüyor. Dizilerdeki kahramanların hayatımıza sokmaya çalıştığı karakterlerin yapmaya çalıştıkları şeyler, maalesef sanat olarak bizlere yutturulmaya çalışılıyor. Oysa sanat ve kültür, bir toplumun ana atar damarı, sanatçı da o toplumun önünde yürüyen ışığıdır. Eğer, sanatçı, topluma değer katamıyorsa, topluma ışık olamıyorsa, topluma bir şeyler veremiyorsa, onun yaptığı toplumu parçalamaktan öte bir şey değildir.

Toplumları bitiren şey, ne siyasi mülahazalardır, ne ekonomik gelişmelerdir, ne de başka bir şeydir… Toplumları bitiren, çürüten, temeline dinamit koyan, ahlâk ve maneviyatındaki yozlaşmadır, çürümüşlüktür.

Maalesef, bugün Türk toplumu televizyon ekranlarımızda yayınlanan dizilerle ahlâkı törpülenen, manevi yapısı deforme edilen, düşünmeyen, konuşmayan, analiz etmeyen, verilen her şeyi eyvallah diyerek sineye çeken bir prototip olarak kurgulanıyor.

Dizilerle evimizin aptal kutusu olarak kurgulanan televizyonlardan zihinlerimize atılan virüsler, maalesef bir toplumun ahlâk ve maneviyatını çürütmek, Dallas kültürünü içselleştirmek ve kötülüğü sıradanlaştırmak için özellikle bazı mahfillerde üretiliyor.

Özel televizyonların bu kadar yaygın olmadığı ve TRT’nin tek tabanca olduğu dönemde, Pazar günlerinde Amerikanvari hayat tarzını, nerde akşam orda sabah yaşantı biçimini ve aldatmayı, günahkârlığı, ahlâksızlığı ve maneviyatsızlığı evimizin içine sokan bir dizi vardı: Dallas…

Bu dizideki karakterlerin hayatı uzunca süre Türk aile yapısına uymadığı için eleştirilmiş, ama dizi çok seyredildiği ve konuşulduğu için TRT, bu diziyi ekranlarına uzun süreli olarak getirmekten geri kalmamıştı. Maalesef, bugün o günlerde evimizin içine sokulmaya çalışılan Dallas kültüründen daha beter diziler tüm ekranları birer örümcek ağı gibi kaplamış durumda. Hayatını bu dizilerdeki karakterlerin kılık kıyafeti, oturup kalkması, yemesi içmesi ile biçimleyen Türk halkı, kötülüğün sıradanlaştırıldığı bir magazin formatıyla formatlanıyor, bir ahtapot gibi toplumu saran kötülüklerin bataklığında debeleniyor.

Ahlaksızlığın, nerde akşam orda sabah yaşam biçimlerinin, bar pavyon görüntülerinin, aldatmanın, aldatılmanın normal olarak karşılandığı, neredeyse her karakterin bu gibi işleri sıradanmış gibi kabullendiği diziler, aile yapımızı mahvetti, kişisel ilişkilerimizde kopkoyu karanlık bir dönemi önümüze koydu.

Bu karanlık dönemden önümüze açılacak bir iğne ucu kadar manevi ışık huzmesi ve ahlâk kırıntısı bekliyoruz. Olur mu dersiniz?