Bir takvim yılı daha geride kaldı. Yani 2017 bitti 2018’e girdik. Girdik girmesine de; geri dönüp baktığımızda 2017’ye, üzülerek söylüyorum ki gerek bizim açımızdan gerekse ülkemiz açısından hiçte iç acıcı şeyler yaşamadı. Yine gözyaşı yine elem yine keder… Bu milletin hatta bütün insanlığın kâbusu oldu. Suriye deki savaşlar, terör, Arakan’daki zulüm, terörist İsrail devletinin Kudüs’teki zulmü göz ardı edilen hemen hemen hiç gündeme getirilmeyen Yemen’deki yaşanan dram insanlık dışı hadiseler, Batı’nın mültecilere karşı sergilediği insanlık dışı tutumu ve daha neler neler…

Bunca şey yaşanırken ülkemizde yaşananlar farklı mıydı dersiniz. Fetö belasının dokunmadığı, ulaşmadığı hemen hemen hiçbir aile kalmadı. Lakin kurunun yanında yaşın yanması ve bu bağlam da hak, hukuk, adalet anlayışının neredeyse kaybolması ve bunun neticesinde yaşanan mağduriyetler ve şahit olduğumuz birçok dramlar… Şöyle ki adliye koridorlarında Ramazan ayında 3 aylık bebeklerin mağduriyetlerine şahit olduk. Hatta hapishanelerde anneleriyle kalmak zorunda bırakılan bebekler.

Bütün bunlar sahte gözyaşları ile toplumun dini duygularını sömürenlerin ve buna daha önce imkân veren sonrada kandırıldık Allah affetsin diyenlerin aldıkları vebal çok büyüktür. Evet, Allah affedicidir, affı sever ama kul hakkı hariç… Allah kul hakkını affetmiyor. Siz bataklık dururken sineklerle uğraşarak nasıl kendinizi affettirebilirsiniz. Affettirmenin yolu Adil Düzen esaslarına uymakla mümkündür. Ama görüyoruz ki yine üzülen, ezilen garibanlar, ibadet edenler ama ticaret edenler ve ihanet edenler yine saltanatlarına devam ediyorlar. Bunca olumsuzlukları rağmen yine şükürler olsun ki bir Milli Görüşçü aslına ve asaletine uygun hareket ederek ibadet eden garibanların hakkını, hukukunu adalet önünde savunarak bir nebze olsun acılarını, ızdıraplarını dindirmiştir. Bundan ötürü Ali Aktaş kardeşimize teşekkürü borç biliriz Allah kendisinden razı olsun. Bu hususta ve hatta ülkemiz ve dünyanın meselelerine parmak basan isabetli görüş ve düşünceleri ile geleceğe ışık tutan Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Temel Karamollaoğlu’na da şükran ve minnet duygularımızı ifade etmeyi bir borç biliriz.

Tabi ki yaşanan problemler sadece bununla sınırlı değil toplumun büyük bir kesimini ilgilendiren konularda alının kararlarda 2017’ye damgasını vurmuştur. Ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve Milli Eğitimdeki gelişmeler, OHAL kararları bunlardan bir kaçıdır. Lakin bizim çok önemli gördüğümüz ve hayretle takip ettiğimiz milyonlarca işçiyi ve emekçiyi ilgilendiren asgari ücretin tespiti. Evet, asgari ücretin açlık sınırının altında olması buna işveren kesiminin ve hükümetin tutumunu anlıyoruz. çünkü onlar kapitalist ekonomik sistemi benimsemiş ve beyinlerine, icraatlarına onu yerleştirmişler. Ya işçi temsilcilerine ne oluyor ya bunlara ne demeli yani sendikalara. Evet, ne oluyorun cevabı şu; bu sendikalar öteden beri işçi aidatları ile beslenir ve saltanat kururlar ama iş püf noktasına geldiğinde işçiyi satar iş verenden yana olurlar. Yani sarı sendikacılık yaparlar öteden beri bu böyle idi. Biliyoruz çünkü bizde geçmişte bu sendikalardan birinin üyesi idik. Bunlar işçiye yemek boykotu yaptırırlar kendileri kebap yerlerdi. Yine işçiye yürüyüş yaptırırlar kendileri Mercedes’e binerlerdi. Koltuklarını korumak için başkanlık seçimlerinde de her türlü entrikaları yaparlardı. Tabi ki bu arada istisnaları tenzih ediyoruz ama genel kaide bu idi. Bu anlayışta olan işçi temsilcilerinin bu gün ki duruma yani açlık sınırının altında olan asgari ücrete rıza göstermeleri, sadece cılız bir sesle bir işçi temsilcisinin karşı çıkması çok da bir anlam ifade etmiyor.

Genele baktığımızda iş verende sendikalarda, iktidarda yoksulun, mazlumun, güçsüzün yanında değil zenginin, güçlünün hatta zalimin yanında olduğu bize göre böylece bir kez daha teyit edilmiştir.

2018 yılının mazlumların güldüğü gözyaşının dindiği adaletin tesis edildiği, haksızlıkların giderildiği, ekonominin canlandığı, o hal’in kaldırıldığı bir yıl olmasını yüce Mevla dan niyaz ediyorum. AMİN VESELAM.