Her yıl tekrarlanan bir tartışmayı bu sene de yaşıyoruz. Yılbaşı kutlamaları adı altında ülkemizde oluşan bir hareketliliğe karşı, tepki olarak da ortaya çıkan bir hareketlilik söz konusu. Bu tartışmayı karşılıklı olarak güç gösterisi biçiminde yürütenlerin ülkenin temel siyasi yelpazesinin tarafları olması manidar olsa gerek.

Bir durumu kabullenmek veya karşı çıkmak en temel düşünce hakkı olması bir kenara, asıl vurgulanması gereken gerçek, bu tartışmanın olaylar ve semboller üzerinden yürümesi ve içeriğe dair bir katkı sunmamasıdır. Bu sebeple güçlü bir medeniyetin bakiyesini üzerinde taşıyan bu coğrafya için önemli bir tartışmayı ıskalıyor gibiyiz.

Medeniyetin birikimi insandır, medeniyeti oluşturan tüm unsurların kökeninde insan vardır. İnsanın yaşam biçimi, düşünce dünyası, imar ettiği çevre, oluşturduğu sanatı ve kültür birikimi medeniyetin oluşmasında birer nüvedir. Bize ait olmayan konserve değerlerin Müslüman şahsın üzerinde yer alması medeniyet değerlerimizin iğdiş edildiğinin bir göstergesidir.

Noel ya da yılbaşı kutlamaları da bu konserve değerler içerisinde oluşmuştur. Bu konserve değerler, bir bütün olarak toplumumuzun üzerine nüfuz etmektedir. Bunun için bu coğrafyanın tüm fertleri olarak kendi medeniyet birikimimize ve değerlerimize sahip çıkma gayretini hep taşımalıyız.

Tabi ki, sahip çıkmak derken, noel baba dövmekten ya da eğlence mekânlarını basmaktan bahsetmiyorum. Bunlar hiçbir aklıselim insanın gündemini meşgul etmeyecek mevzular. Karşı duruş bizi kuşatan konserve değerlerin bütününe olmalıdır. Yoksa bütünü ıskalayarak bazı olay ve semboller üzerinden yapılan tartışmalar mizaha konu olacaktır. Bugünkü sorunun temel kaynağı, bu geceyi günah keçisi ilan eden karşı duruş sahiplerinin hayatın diğer günlerinde batı tarzı yaşam biçimini içselleştirilmesine hiç itiraz etmemeleri olsa gerek.

Faize ve sömürüye dayalı ekonomik sisteminin varlığı, maden ocaklarında can veren insanların ağıdı, ekmek arabasının arkasında koşan çocuğun gözyaşları, çocuğuna oyuncak alamadığı için bunalıma giren babanın dramı, yılbaşı kutlamaları kadar rahatsızlık vermiyor mesela. Adaletsizlik, hukuksuzluk, iltimas, adam kayırma, toprağın betonlaşması, çevrenin tahrip edilmesi, suyun metaya dönüşmesi noel baba kadar tepki görmüyorsa duruşumuzda bir sıkıntı var demektir.

Aynı şekilde antiemperyalist duruşu söylemlerinden düşürmeyenlerin emperyalist tuzaklara fütursuzca atlaması da ilginç. Yılbaşı kutlamalarının kapitalist döngüye sağladığı katkıyı görmezlikten gelmek, kapitalist eğlence biçimlerine itiraz etmeden hayatına ikame ettirmek, tüketim çılgınlığının emperyalist sistemin en büyük silahı olduğu gerçeğine rağmen özel tüketim günlerini sahiplenmek, kendi coğrafyasının değerlerine burun kıvırıp batılı değerleri kutsayarak bunun üzerinden batıya karşıymış gibi davranmak da farklı bir garabet durumudur.

Bu toprağın zeminini sağlam tutmak için olaylara aklıselim ile yaklaşmalıyız. Bunun için sadece yılbaşını değil, aynı zamanda onu bize dayatanların oluşturduğu siyasi, sosyal ve iktisadi nizamın bütününe karşı durabilmek gerekir.