Yeni sene ile birlikte insan ruhu muhasebesini yapmakta.

Kazançlar kayıplar hanesini bir şirket gibi gözden geçirmekte.

Hayatımızdan bir yıl daha gitmiştir.

Üstelik artık yıllar ışık hızı ile geçmekte ve ne çabuk bitti, ne çabuk geldi diye haftaları,ayları nereye bırakacağımızı şaşırmaktayız.

Hâlâ yılbaşı kutlamalarını tartışmaktayız.

Bir kesim kültürel kodlarımızı yitirmemeliyiz iddiasını daha yüksek sesle söylemekte, diğer kesim de ama biz 25 Aralık Noel kutlaması değil yeni seneye bari iyi başlayalım diye eğleniyoruz, demekte.

Bu yüzden gecekondu muhitlerinin kadınları, eşlerinin kolunda bir barones gibi süzülüp marketten o akşamın kuruyemişini almayı ihmal etmemekte. Sabrımı iyice taşırdığından ucuzluk mağazasından aldığı naylon noel çamını götürebilen başı örtülü kadına, durup bu tavrının sebebini sormuştum, boynunu büküp torun istedi demişti. Dahası yılbaşı gecesi çocuklarına soba üzerinde kestane pişiren imamı da yadırgamıştım, Almanya’da mahallenin gençleri ile havai fişek atan caminin hocasını da kınamıştım. İkinci kesim, son asırda ülkemize yansıtılan batı prizmasının ışıklarından gözleri kamaşanlar. Belki bunda Anadolu coğrafyasının, Asitane’nin Bizans geleneğinden devralınan yansıması da olabilir. Fakat en çok yurtdışına gidenler, bu büyüye kapılabilmekte, her yerin gelin gibi süslenip, ağaçlara yerleştirilen binlerce ampulle, etrafın bir masal dekoruna çevrilmesi ve bu albeniden insanların etkilenmesi yadsınamaz bir gerçek. Şanzelize meydanındaki yılbaşı kutlamaları bu yüzden Taksim’e taşınmış fakat gelin görün ki belki de masum bir kutlama, eğlenme eylemi hüsranla neticelenmiş.

Kötü niyetlilerin tacizinden yılan insanların canhıraş feryatları ile Taksim kutlamalarına nokta konuldu. Daha korkuncu ünlü diskotekteki katliam ile yılbaşı eğlencesi kanla cesetle yoğruldu. Gelen yasaklara burnundan soluyan insanlar, tekinsizliğin de farkında.

Fakat o görsellik, batı şehirlerinin masal ortamı gibi süslenmesi yanında bir de mezarlıklarının çiçeklerle bezeli oluşuna öykünürüm. Bu ikisini neden gerçekleştiremeyiz, niçin mezarlıklarımız o denli çiçeklerle tezyinli ve bakımlı değildir, hayıflanırım.

Dahası bizim de harika iki bayramımız vardır fakat ne sokaklarımızı süsler belediyeler, ne çocuklar dışarıda bir bayram emaresi görürler. Uzun tatil günleri diye sahile akan ailelerin çocukları bari, geçtikleri kasabaların meydanlarında bayram takları ya da ışıklarla süslü ağaçlar görebilseler. Mahya geleneğimiz var evet lakin kimi ailelerin yolu zaten camiye düşmemekte ki, mahyaların güzelliğini görebilsinler. Yerel yönetimler, ilçe ya da illerinin merkezinde mutlaka bayrama dair peyzajlar hazırlamalı ve yeni nesiller hatırına, bezenmiş süslenmiş yeni yıl şehirlerine nazire yapmalıdırlar. Sokaklar yanında, okullarda da yılbaşı canhıraş bir gayretle kutlanır,hediye çekilişi olur, Noel Baba kılığındaki çocuklar, o hediyeleri dağıtırdı, bu yıl duyduğuma göre bir genelge ile yasaklanmış.Umarım çocukların hediye çekilişleri kendi bayramlarımıza kaydırılır.

Evlerde anneler de, kızlarımın bana itiraz ettikleri gibi bayramları bir iş yapma günü,temizlikle uğraşma, misafir ağırlama, yemek yapma, kurban eti doğrama,çay kahve koşturma günü diye çocukların gençlerin burnundan getirmemeli.

Evler de süslenmeli,çocuklar,gençler güzel giyinip; diğer günlerden farklı olarak telaşın,iş yapmanın değil; huzurun mutluluğun tebessümlerin ortamı inşa edilmelidir. Evlerin,okulların, sokakların süslenmesi,etrafın masal diyarına büründürülmesi için; bizde de çok bayramlar, çok kandiller,hicri yılbaşımız bulunmakta.