İtina ve ihtimam diye iki güzel kelime var dilimizde. Kelimelerin ilki, bir şeyle yeteri kadar meşgul olma, onun istenildiği gibi olması için gereken dikkati gösterme; ikincisi ise bir şeyin iyi olması için gayret gösterme, üzerinde dikkatle çalışma anlamına geliyor sözlükte.

Bu iki kardeş kelimeye, “özen/özenmek” kelimesini de ekleyebiliriz. Eski Türkçe’den bakiye bir kelime olan “özen”, her ne kadar dil devrimi ile zikrettiğimiz ilk iki kelimenin yerine tercihe zorlansa da gocunmadan üçüncü kardeş olarak sevebiliriz onu da. Hem bilinen bir gerçektir: Dil zorlamaya gelmez. Bu başka bir bahis ancak kabul edelim ki özen/özenmek en az diğer kardeşleri kadar dilimize aşina.

Kelimeler hayatımızdan çıkıveriyorsa bilelim ki karşıladıkları anlam daha erkenden bırakıp gitmiştir bizi. En fazla itina/ihtimam/özeni kelimelere göstermeliyiz bence. Bunu söylememiz lazım. Kelimeler, nazlıdır; ihmale gelmez. Gereken ilgiden yoksun bırakırsanız elinizden kaçırırsınız. Kolay küserler. Arayı soğutmaya gelmez. Çaresiz, sözlüklerin tozlanmış sayfalarına saklanırlar mahzun bir tavırla.

İtina/ihtimam/özen hayatımızın her yerinde gerekli bizlere. “Değil cemiyet kurmak turşu kurmak bile bir marifet, bir sabır, bir hulûs işidir.” diyor “Mecelle” müellifi Ahmet Cevdet Paşa . Çay bile demleyen ele göre lezzet kazanıyor. Erbabı anlar bunu ilk yudumda. Ehil bir elin değmediği hele hele de gönülsüz yapılan işlerden bir hayır gelmediğini/gelmeyeceği izah eden birçok atasözümüz de var. İsteyenler baksın. İnsanî ilişkilerde en çok karşılaştığımız sorunlar, belki de bu özensizlik sebebiyle ortaya çıkıyor. Tüm veçhimizle dönemediğimizden birbirimize; muhatabımızla ne ka’limiz ne de halimiz uyuşabiliyor. Bir güzel dost şöyle söyledi gerçi geçende: “Bu işler muhatap değil; muhabbet işidir.” Amenna.

İtina/ihtimam/özen evvela güçlü bir merhamet ve muhabbet ile mümkün. Merhum Nurettin Topçu, hürriyete giden yola merhamet sahibi olmakla başlanacağını söyler. Merhamet sahibi olmayan insan, mesuliyet duyamaz hiçbir konuda ve harekete geçemez.

İtina/ihtimam/özen göstermekle sorumlu olduğumuz kadar özen gösterilmeyi de hak eden varlıklarız. Eksikliğinden inciniriz. Bazen yadırganır söylenince ama iyi anlamak lazım: Allah insanı özenerek yaratmıştır. Özrümüze veya özelimize yapılacak her hoyrat dokunuş bizi incitir. Kimisi içine doğru incinir; kimisi dışarı doğru bir feryada dönüştürür acısını. Alvarlı Efe M. Lütfi hazretleri naif bir ifade ile; “Âşık der inci tenden/ İncinme incitenden/Kemâlde noksan imiş/ İncinen incitenden” diyerek kolay incinenlere, incinip de inleyenlere önemli bir ikazda bulunur. Bu da ayrı bahis. İtina/ihtimam/özen yoksa hayatımızda, en başta kendimize özen göstermiyorsak bilin ki yolumuz talihsiz bir kelimeye çıkacak: Özenti. Kendisinden kaçanların sığınak seçtiği emniyetsiz bir vadi burası. Dünyaya kendi penceresinden bakamayanların, kendine emniyetli bir yol açamayanların çıkmazı bu. Sahte ilgiler, ucuz nezaketler itina/ihtimam/özenden bir öz taşımaz. “Dost; göze sezdirmeden gözyaşı silendir.” diyor Fethi Gemuhluoğlu “Dostluk Üzerine” ettiği özenli sözlerin arasında.

Sakallı Celal’in söylediği de meşhurdur: “Tanzimat ilan ettik olmadı, meşrutiyet ilan ettik olmadı, cumhuriyet ilan ettik olmadı, ya hu biraz da ciddiyet ilan etsek.” Sakallı’nın da ciddiyetten kastında itina/ihtimam/özene açılan bir kapı olmalı. İşler, durmadan sarpa sarıyorsa evvela ciddiyet üzerinde özenle durmalı.

“Titizlik ahlâkın ta kendisidir.” diyordu İsmet Özel, onu da hatırlayalım bağlarken sözü. Şairler, evet onlar; insana, eşyaya özen göstermeyi, titizliği bir maharete dönüştürmüş kimseler. İnsan şair olamıyorsa da şiire, şaire yakın durmalı.