İslam kültüründe ilahi ve beşeri bilgilerin tamamını kapsayan bir kavram olan ilim, sözlükte; bilmek, bir şeyi gerçek yönüyle kavramak anlamlarında kullanılır. İlk emri ‘‘İkra! (Oku)’’ olan İslam Dini, bütün kaynaklarında ilme büyük önem vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de ilim ve ilim kökünden türeyen kelimeler yaklaşık yedi yüz elli yerde geçmektedir. Bu sayı ilme verilen kıymeti açıkça göstermektedir. Her şeyden önce ilim Allah’ın sıfatlarından biridir.

Taha Suresi 114. ayeti kerimede ‘‘De ki: Rabbim ilmimi artır.’’ buyrularak, bir dua öğretilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de öğretilen dualar, müminlere istenecek, peşine düşülecek hedefleri göstermektedir. Burada da ilim, müminler için talep edilmesi gereken, uğrunda gayret edilmesi gereken bir mefhum olarak geçmektedir.

‘‘Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?’’ (Zümer Suresi,9) ayeti kerimesi ve buna benzeyen birçok ayette kullanılan, ilim sahipleri, kendilerine ilim verilenler gibi tabirler ilim ehlini övmüş ve yüceltmiştir. İlim ehli hadislerde de övülmüş, hatta bir hadiste peygamberlere varis olarak gösterilmiştir.(1) Alimlere peygamberler gibi öncü ve yol gösterici bir misyon yüklenmiştir. Bununla birlikte İslam’da ilim öğrenme vazifesi bir gruba verilmiş bir emir değildir, İslam’ın tüm emirleri gibi, kadın erkek ayırt etmeksizin mükellef olan her Müslümana beşikten mezara kadar yüklenmiş bir vazifedir.(2)

İslam ümmetinin başta itikadî esaslar olmak üzere tüm değerleri ilim yolu ile aktarıldığı için, Peygamber Efendimiz de ilmi yüceltmiş ve ilim öğrenmeyi teşvik etmiştir. Bir hadiste, ilim öğrenmenin nafile ibadetten daha üstün olduğundan bahsedilir. (3) İslam geleneğinde klasik kitapların çoğunun başında bir ‘kitabul-ilm’ bölümü bulunmaktadır. Bu bölümde ilmin, âlimlerin değeri anlatılır, öğrenmenin önemi vurgulanır, öğrencilik methedilir.

“Kim ilim talebi niyetiyle yola çıkarsa, Cenabı Hak ona cennetin yolunu kolaylaştırır. Melekler hoşnut olarak kanatlarını ilim talebelerinin üzerine gererler. Gökte ve yerde mevcut olan her canlı, denizdeki balıklara varıncaya kadar, ilim talebesi için mağfiret talep eder. Âlimin abide üstünlüğü ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir.” (4)

İslam’ın ilmi, Batı’nın bilimi

Peygamber Efendimiz’den ve Dört Halife Devri’nden sonra Emeviler ile başlayan ilim çalışmaları, Abbasiler ve Selçuklular döneminde çoğalmıştır. Günümüz Batı biliminin temellerini o zaman Müslümanlar tarafından yapılan keşifler oluşturmaktadır. Batı Fransız İhtilali’nden sonra bilimsel gelişmeler yönünden Müslümanların önüne geçmiştir. Müslümanların idaresindeyken dünyaya huzur ve adalet getiren bu gelişmeler, son iki yüz elli yıldır Batı’nın elinde olmasına rağmen dünyaya huzur ve barış getirmeye yetmemiş, bilakis zulümler artarak çoğalmıştır. İlim ve bilim arasındaki fark burada ortaya çıkmaktadır. İlim kavramını açıklamak için günümüzde yaygın olarak kullanılan bilgi ve bilim kelimeleri yetersiz kalmaktadır. Çünkü ilim, İslam medeniyetinin kendine özgü kavramlarından biridir ve bilginin ve bilimin duyusal, olgusal anlamlarını yani hikmeti de kapsar. Bilgi ve bilim daha beşeri bir anlam taşırken, ilim hem dünyayı hem ahreti kapsayan geniş bir manayı taşır. Zira hikmetsiz ve irfansız bilim, kuru bir bilgi olmaktan öteye geçemez.

Kur’an-ı Kerim’de ve sünnette bu kadar önem verilen ilim, ancak kişiyi ve toplumu daha iyiye, güzele, ahlaki ve estetik olana yönelttiği sürece takdir ve kıymet görmüştür. Desteğini manevi bir kaynaktan almayan bir bilgi, zamanla insanlığa zarar verecek bir hale gelebilir. Örneğin atom bombası ve diğer nükleer silahlar her ne kadar son teknoloji ürünü olsalar dahi, hiçbir fayda sağlamadıkları için bilim olarak kalmakta, ilim olarak adlandırılamamaktadırlar. Çünkü İslam kaynaklarında bir bilginin ya dünyada ya ahirette bir faydasının olması beklenir. Bunun dışındakiler malayani olarak adlandırılır ve faydasız ilim sınıfına girer. Peygamber Efendimiz birçok hadisinde faydasız ilimden Allah’a sığınmıştır ve müminleri sakındırmıştır. (5)

Son yüz elli yıldır uygulanmaya çalışılan ‘Batı’nın ilmini alıp ahlakını terk etmek’ tezini bu çerçevede değerlendirecek olursak, bu tezi uygulamanın pek mümkün olmadığı görülecektir. Günümüzde bilim ve teknolojiye sahip bir toplumun diğer toplumlar üzerinde daha etkili olduğu aşikârdır. Ancak bilimsel ve teknolojik gelişmeleri o toplumu oluşturan diğer öğelerden ayırmak mümkün değildir. Bu yüzden inanç ve ahlak sistemi olarak bizim inancımıza aykırı birçok yönü bulunan Batı’nın salt bilimini almak sadece bir hayaldir. Bir İslam medeniyeti kurmak gayesinde olan bizler için tek çözüm, kendi değerlerimizle, kendi inanç kodlarımızla, kendi kavram ve ahlaki prensiplerimizle kurulmuş yeni bir ilimler sistemi kurmaktır.

Batı hegemonyasını yenmenin başka yolu yoktur.

İlim Nuru: Marifet

İlim konusunda buraya kadar anlattıklarımızın madalyonun bir yüzünü oluşturduğunu düşünecek olursak, İslam’da ilmin ikinci bir cephesi, tasavvufi bir yönü bulunur. Peygamber Efendimiz’in “Nefsini bilen, Rabbini bilir.” (6) buyurduğu bu konuda Yunus Emre “ilim ilim bilmektir/ilim kendin bilmektir/ sen kendini bilmezsen/ bu nice okumaktır” der. Tasavvufta marifet olarak adlandırılan bu hal, ilmin nefisteki amelidir. Bilmeye, öğrenmeye nereden başlayacağımıza işaret eden bu sözler, insanın önce kendini eğitmesi gerektiğini gösterir. Terbiye edilmemiş nefislerin başka nefislere tesir edecek bir sistem kurabilmesi mümkün değildir. Ancak kendini bilen, nefsini tanıyan, nefsini eğitmiş olabilen erdemli insanlar insanlığa tam manasıyla huzur getirebilirler.

İnsanoğlunun dünya yolculuğunun kutsal rehberleri olan peygamberlerin her biri de aynı zamanda bir ilim eridir. Allah, Peygamberlerini sadece mucizelerle değil aynı zamanda ilimle de desteklemiş, her birine ayrı ayrı ilimler öğretmiştir. Âdem (AS)’a eşyanın isimlerini öğretmesi bu ilim hareketinin başlangıcıdır ve melekleri ona secde ettirecek kadar kıymetlidir. Yusuf (AS)’a rüya ilmi, Davud (AS)’a demir ilmi ve hikmet, Süleyman (AS)’a kuşların dili ve cinlere hükmetme ilmi, İsa (AS)’a tıp ilmi verilmiştir.

Peygamberlerin yüklendiği misyonun birer parçası olabilmeyi ümit eden bizler için ilim, kuracağımız adil düzen için büyük bir hedeftir. Çağımız ilim çağıdır. İslam’ın çağrısının kıtalara yayılması için yüzyıllar önce ecdadımızın yaptığı gibi ilmi kuşanıp yola çıkmak zorundayız. Gelecek nesillere bırakabileceğimiz en kıymetli miras da ahlaki bir temele oturmuş ilmi çalışmalar olacaktır. Rabbimiz’den öğrendiğimiz dua ile bitirelim. ‘Rabbim, benim ilim ve anlayışımı artır ve beni salihler zümresine ilhak et.’(7)

Dipnot:

İlim hakkında Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız’ın İslam ve İlim Konferansı’nın matbu halini okumanızı ısrarla tavsiye ederiz.

  1. (Buhari, İlim,10; İbni Mace, Mukaddime,17)
  2. (İbni Mace, Mukaddime, 17)
  3. (Tirmizi, ilim, 19; İbni Mace, Mukaddime, 19)
  4. (Kütübü Sitte, Akçağ Yayınları, 1. Cilt, s. 465)
  5. (Tirmizi, Daavat, 68 )
  6. (Elmalı’lı, Hak Dini Kuran Dili, 8,5817, Sadeleştirme, 9,205)
  7. (Taha Suresi,114)