Prof. Dr. M.Seyfettin Erol

Prof. Dr. M.Seyfettin Erol

17.07.2017 mehmetseyfettinerol@milligazete.com.tr @ RSS

Sesli Köşe Yazısı


15 Temmuz Darbesinin “Harici Boyutu”...

Başarısız darbe girişiminin üzerinden tam olarak bir yıl geçti. Birçok soru halen havada uçuşmaya devam ediyor. Her operasyon beraberinde bir değil, bir kaç tanesini birden getiriyor. Darbeyi gerçekleştiren akıl/küresel irade ile onun sahadaki taşeronlarının sahip olduğu matruşkalı yapı, hiç kuşkusuz bu sonuçta oldukça etkili bir yere sahip.
 
Net olan durum, tehlikenin halen devam ettiği. Zira son bir yılda yaşanılan gelişmelere, özellikle de dış politika boyutuyla bakıldığında, tehlikenin tamamıyla geçtiğini söylemek pek mümkün görünmüyor. Nitekim devam eden operasyonlar ve OHAL durumu bunun açık birer göstergesini oluşturuyor.
 
Her ne kadar ülke; darbe ve sonrası bir ayda yaşanan yüksek alarm durumunda olmasa da, temkinlilik hassas geçiş sürecine damgasını vurmuş durumda. Zira 15 Temmuz’a giden süreçte rol oynayan faktörler ile birlikte bu darbenin arka plan aktörlerinin “durum”, “tutum”, “hedef” ve “beklentilerinde” çok fazla bir değişiklik gözlenmiyor. 
 
Örnek mi? Bir değil, bir kaç tanesini birden sıralayalım: 
1) 15 Temmuz’a giden süreçte etkili olan Rusya dengesi halen gündemdeki yerini koruyor. Bunu değiştiremediler. Bilakis, ilişkiler Suriye merkezli, İran’ın da içine dâhil olduğu bir “de factoittifak”a dönüşmüş vaziyette. Dolayısıyla Türkiye’nin başta ABD olmak üzere Batı ile ilişkilerinde gündeme kriz hâkim olurken, Rusya ve diğer Asya/Avrasyalı güçler ile çok kutupluğu esas alan derin bir işbirliği süreci söz konusu. ABD bırakın müttefik olmayı, artık bir tehdit olarak algılanıyor ve bu algı 15 Temmuz gecesinden itibaren zirve yapmış durumda.
 
2)  Türkiye 15 Temmuz gecesinden bu yana NATO, dolayısıyla Batı ittifakı açısından halen riskli bir ülke. Türkiye açısından ise NATO, neredeyse dünün Varşova Paktı ile eşdeğer. Türkiye’nin NATO’daki yerini güçlendirmek isterlerken; “Avrasya Bloku”na daha da itmiş durumdalar. Bunu kabul etmeleri mümkün değil.
 
3) Aynı şekilde Türkiye-AB ilişkileri de topal ördek konumunda. Koptu kopacak gibi. Uzatmaları oynuyorlar. AB’nin Türkiye üzerinde bir yaptırım gücü artık söz konusu değil. Örneğin, 6 Temmuz tarihli Türkiye ile müzakerelerin askıya alınmasını öneren Avrupa Parlamentosu (AP) raporunda Akkuyu Nükleer Enerji Santrali projesinden vazgeçilmesi de talep ediliyor. Türkiye buna, söz konusu raporu aynen Bürksel’e iade ederek cevap veriyor ve tercihini ortaya koyuyor.
 
4) Türkiye üzerinden İran’ı hedef alan, mezhep temelli bir “İslam İç Savaşı”nı başlatamadılar. Türkiye, “İslam İç Savaşı”nı reddettiği gibi, bir taraftan İran ve Irak ile olan ilişkilerini güçlendiriyor, diğer taraftan Suriye politikasında daha farklı bir sürece girdiğiyle de ilgili güçlü mesajlar veriyor.
 
5) Mısır’daki askeri darbe sonrası coğrafyadan süpürülmesi hedeflenen Türkiye, buna “İslam NATO’su”, Körfez’de askeri üsler vb. projelerle cevap vermek suretiyle meydan okumasını devam ettiriyor.
 
6) Türkiye, ABD/Batı’ya rağmen Suriye’ye girebiliyor, Fırat Kalkanı operasyonunu gerçekleştirebiliyor ve bunu Suriye-Irak merkezli olarak daha da geliştirebileceği-derinleştirebileceğiyle ilgili mesajlarını veriyor.
 
Dolayısıyla, Türkiye’nin bu adımlarından rahatsızlık duyan darbeci cenahta 15 Temmuz öncesini anımsatan benzer gelişmelere hep birlikte şahit oluyoruz. Örneğin, iç politikada her an yeni “Geziler” için fırsat kollanırken, dış politikada Türkiye’yi müttefikleri ile karşı karşıya getirmeye yönelik yeni krizler çıkartılmaya çalışılıyor. Katar-Suudi Arabistan gerginliği ve burada Müslüman Kardeşler Örgütü’nün bir kez daha gündeme getirilmesi, Türk-Rus ilişkilerinde ikinci bir 24 Kasım’ı hedefleyen Karlov suikastı, Musul-Kerkük merkezli son gelişmeler ve Türkiye-İran ilişkilerindeki ince çizgi gibi...
Aynı şekilde, emperyalist güçlerin ve onun taşeronlarının 15 Temmuz’da ülkeyi bölmeyi hedefleyen “iç savaş” noktasında da benzer bir tutum içerisinde oldukları dikkatlerden kaçmıyor. Kuzey Suriye ve Kuzey Irak merkezli “BOP Kürdistanı” kapsamında eş zamanlı olarak atılan adımlar bunun birer somut göstergesi.
“Başarısız Devlet Oyunu”nu
Bozmak Şart!
 
Burada 15 Temmuz’la ilgili sürekliliği ortaya koyan bir diğer önemli husus ise, Türkiye üzerinde devam ettirilen “başarısız devlet” algısı operasyonu. Darbe öncesinde Şubat 2012’den itibaren gündeme getirilen, 2013’te Gezi, Türkiye’yi dış politikada köşeye sıkıştırmayı hedefleyen Mısır’daki askeri darbe, 17-25 Aralık ile büyük bir ivme kazandırılan bu algı operasyonu, “15 Temmuz Terör Darbesi”nin önemli kilometre taşı olarak karşımıza çıkmaktaydı. 
 
Darbenin başarısız olduğu geceden itibaren “başarısız devlet” algısı oluşturmaya yönelik operasyonların tam gaz devam ettirilmesi bu açıdan önemli. Bunun için, başarısız girişimin artçı etkilerinin yol açtığı bazı sonuçları dikkatlice takip etmek gerekiyor.
Bu kapsamda, özellikle darbeyi sulandırmaya yönelik içten ve dıştan eş zamanlı olarak gerçekleştirilen bir takım hamleleri göz ardı etmemek lazım. Zira bu durum, yukarıda da değinildiği üzere, Türkiye’ye yönelik dolaylı ya da doğrudan bir müdahale için halen bir fırsat kollanıldığına ve bununla ilgili meşruiyet zeminini oluşturmaya yönelik faaliyetlerin devam ettiğine işaret ediyor. 
 
O yüzden Türkiye’nin kararlı ve caydırıcı tutumunu devam ettirmesi, milli birlik ve beraberliğini koruması, devlet-millet birlikteliğini hedef alan her türlü girişime karşı uyanık olması ve gereken cevabı vermesi kaçınılmaz görülmektedir.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜM YAZILARI